Sabah saat 08.00.
Patronunuz toplantıda:
“Burada çalışmaktan memnun musunuz?”
diye soruyor.
Ama bugün küçük bir problem var.
Dünyadaki hiç kimse yalan söyleyemiyor.
Peki bir gün boyunca herkes yalnızca doğruyu söylemek zorunda kalsa ne olurdu?
1. İlk Saatlerde Sosyal Hayat Küçük Bir Felakete Dönüşürdü
İnsanların söylediği yalanların tamamı büyük komplolar değildir.
Günlük hayatımız küçük sosyal yalanlarla dolu.
“Mesajını görmedim.”
“Yoldayım.”
“Beş dakikaya geliyorum.”
“Toplantı çok faydalıydı.”
“Yemek harika olmuş.”
“Fotoğrafta güzel çıkmışsın.”
“Hiç sorun değil.”
Oysa bazen mesajı gördük.
Henüz evden çıkmadık.
Toplantıda hayatımızın 47 dakikasını kaybettik.
Ve yemek kesinlikle harika değildi.
Bir günlük mutlak doğruluk halinde bu küçük tamponlar ortadan kalkardı.
İnsanlar ilk birkaç saat içinde çok daha doğrudan konuşmaya başlardı. “Mesajını gördüm ama cevap vermek istemedim.” “Geç kalmamın sebebi trafik değil. Geç çıktım.” “Toplantının gereksiz olduğunu düşünüyorum.” “Bu yemeği gerçekten sevmedim.”
İnsanlık dürüstleşirdi.
İnsan kaynakları departmanları ise olağanüstü yoğun bir gün geçirirdi.
2. İnsanlar Hızla Susmayı Öğrenirdi
Kuralımızı tekrar hatırlayalım:
Herkes yalnızca doğruyu söyleyebilir.
Ama kimse her soruya cevap vermek zorunda değil.
Bu nedenle günün en değerli cümlesi muhtemelen şu olurdu:
“Bu soruya cevap vermek istemiyorum.”
Sevgiliniz:
“Arkadaşımı çekici buluyor musun?”
Sessizlik.
Patron:
“Benim yönetim tarzım hakkında ne düşünüyorsun?”
Sessizlik.
Arkadaşınız:
“Doğum günümde aldığım hediyeyi gerçekten beğendin mi?”
Derin bir sessizlik.
İnsanlar birkaç saat içerisinde gerçeği söylemeden yalan söylememenin yollarını keşfederdi.
Konuyu değiştirmek.
Cevap vermeyi reddetmek.
Eksik ama doğru bilgi vermek.
Soruyla cevap vermek.
Dolayısıyla dünya bir anda tamamen şeffaf hale gelmezdi.
Tam tersine insanlar sessizliğin de bilgi taşıdığını fark ederdi.
“Beni seviyor musun?”
sorusuna verilen:
“Bu soruya cevap vermek istemiyorum.”
cevabı teknik olarak yalan değildir.
Ama geceyi kanepede geçirmeniz konusunda oldukça etkili olabilir.
3. İlişkiler İçin Tarihin En Tehlikeli 24 Saati Başlardı
Çünkü insanların partnerlerine sormak istediği ama cevabını gerçekten öğrenmek istemediği inanılmaz sayıda soru var.
“Beni ilk gördüğünde ne düşündün?”
“Eski sevgilini hiç özlüyor musun?”
“Arkadaşlarımı gerçekten seviyor musun?”
“Ailem hakkında ne düşünüyorsun?”
“Benimle evlenmek istediğinden tamamen emin misin?”
“Hiç benden ayrılmayı düşündün mü?”
“Benden sakladığın bir şey var mı?”
Sonuncusunu doğruluk gününde sormak özellikle cesur bir hareket olurdu.
Bazı ilişkiler o gün bitebilirdi.
Aldatmalar ortaya çıkabilirdi.
Saklanan borçlar öğrenilebilirdi.
Yıllardır söylenmeyen kırgınlıklar masaya yatırılabilirdi.
Ama ilginç biçimde bunun tam tersi de yaşanabilir.
Bazı insanlar ilk kez:
“Seni kaybetmekten korkuyorum.”
“Bunu söylediğinde gerçekten kırılıyorum.”
“Bazen yeterince iyi olmadığımı düşünüyorum.”
“Sana bunu söylemeye utanıyordum.”
gibi şeyleri açıkça söyleyebilirdi.
Yani mutlak doğruluk yalnızca ilişkileri yıkmazdı.
Bazı ilişkilerde yıllardır kapalı duran kapıları da açabilirdi.
4. Arkadaşlıkların Gerçek Gücü Ortaya Çıkardı
Arkadaşlık dünyasında da oldukça rahatsız edici sorular başlardı.
“Ben gerçekten en yakın arkadaşlarından biri miyim?”
“Arkamdan hiç konuştun mu?”
“Başarılarımı kıskandığın oluyor mu?”
“Beni gerçekten seviyor musun, yoksa yıllardır tanıştığımız için mi görüşüyoruz?”
“Benden borç istediğinde geri ödeyebileceğini gerçekten düşünüyor muydun?”
Bazı arkadaşlıklar bu testi geçemezdi.
Özellikle dedikodular tehlikeli hale gelirdi.
“Benim hakkımda hiç kötü konuştun mu?”
sorusunun dünya genelinde milyonlarca arkadaş grubunu aynı anda sessizliğe gömdüğünü düşünün.
Ama güçlü arkadaşlıklar da daha görünür hale gelirdi.
Çünkü gerçekten güvenen insanlar bunu saklamak zorunda kalmazdı.
Doğruluk günü bize belki de şu rahatsız edici bilgiyi verirdi:
Çevremizde çok insan olmasıyla gerçekten yakın olduğumuz insanların sayısı aynı şey değildir.
5. İş Yerleri Tam Bir Kaosa Dönüşebilirdi
Saat 10.00.
Dünya ekonomisi hâlâ çalışıyor.
Şimdilik.
Patron toplantıya giriyor:
“Arkadaşlar, yeni stratejimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?”
Normal gün:
“Oldukça heyecan verici.”
Doğruluk günü:
“Üç ay sonra vazgeçeceğimizi düşünüyorum.”
Bir çalışan:
“Bu toplantıya neden katıldığımı bilmiyorum.”
Diğeri:
“Rakip şirketten teklif bekliyorum.”
Bir başkası:
“Geçen hafta hasta değildim.”
Ve odanın köşesindeki kişi sessiz.
Onun hiçbir şey söylememesi artık herkesi daha fazla korkutuyor.
Maaş konuşmaları özellikle ilginç olurdu
Çalışan:
“Bana verebileceğiniz en yüksek maaş gerçekten bu mu?”
İşveren artık yalan söyleyemiyor.
İşveren:
“Hayır.”
Çalışan:
“Peki neden daha az teklif ettiniz?”
İşveren:
“Çünkü kabul edeceğinizi düşündük.”
İnsan kaynakları departmanı saat 10.07 itibarıyla ışıkları kapatabilir.
6. İş Görüşmeleri Tamamen Değişirdi
Bir iş görüşmesi düşünün.
“Bu şirkette neden çalışmak istiyorsunuz?”
Normal cevap:
“Şirketinizin vizyonu ve değerleri beni çok etkiliyor.”
Doğruluk günü:
“Maaşı diğer şirketlerden daha yüksek.”
İşveren:
“Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?”
Aday:
“Muhtemelen daha fazla para veren başka bir şirkette.”
Sonra sıra adayın sorularına gelir.
“Şirketinizde çalışanların neden bu kadar sık ayrıldığını düşünüyorsunuz?”
Şimdi eğlence başlıyor.
Doğruluk günü iş görüşmelerini daha acımasız hale getirebilirdi.
Ama belki daha verimli de olurdu.
İki taraf da gerçekte ne istediğini bilirdi.
Kurumsal dünyanın en büyük doğal düşmanlarından biri ortaya çıkardı:
Normal insan cümleleri.
7. Reklam Sektörü Çok Zor Bir Gün Geçirirdi
Bir reklam:
“Dünyanın en iyi kahvesi!”
Gerçekten mi?
Kanıtlayamıyorsanız söyleyemezsiniz.
“Bu krem sizi 10 yaş genç gösterir.”
Emin misiniz?
“Kaçırılmayacak fırsat!”
Belki gayet kaçırılabilir.
“Son şans!”
Yarın yine aynı kampanya varsa geçmiş olsun.
Reklam şirketleri muhtemelen bir günlük sessizlik kararı alırdı.
Ama ilginç biçimde gerçekten kaliteli ürünler avantaj elde edebilirdi.
Çünkü şirket:
“Bu ürün rakibinden gerçekten daha dayanıklı mı?”
sorusuna dürüstçe:
“Evet.”
diyebiliyorsa bunun değeri çok büyük olurdu.
Mutlak doğruluk günü, marka güveninin dünyanın en değerli varlıklarından biri haline geldiği gün olabilirdi.
8. Sosyal Medya Muhtemelen Tarihinin En İlginç Gününü Yaşardı
Sosyal medyada insanlar yalnızca başkalarına değil, bazen kendilerine de idealize edilmiş hayatlar sunuyor.
Doğruluk gününde paylaşımlar biraz değişebilirdi.
Normal paylaşım:
“Hayalimdeki hayatı yaşıyorum!”
Doğruluk günü:
“Bu fotoğrafı çekmek için 43 tane fotoğraf çektik ve tatilin yarısında tartıştık.”
Influencer:
“Bu ürünü gerçekten kullanıyor musunuz?”
“Hayır, reklam anlaşması.”
Fitness hesabı:
“Her sabah 05.00’te kalkıyor musunuz?”
“Hayır.”
Lüks otomobille fotoğraf paylaşan kişi:
“Araba sizin mi?”
“Hayır.”
İnternet muhtemelen ilk kez aynı anda hem çok daha sıkıcı hem de inanılmaz derecede eğlenceli hale gelirdi.
9. Politikacılar İçin Mikrofonlar Tehlikeli Nesnelere Dönüşürdü
Şimdi senaryonu n ciddi taraflarından birine gelelim.
Politikacılar yalan söyleyemiyor.
Gazeteciler bunu biliyor.
Tahmin edebileceğiniz gibi sorular oldukça hızlı sertleşirdi.
“Bu vaadin gerçekleştirilemeyeceğini biliyor musunuz?”
“Bu kararın asıl nedeni nedir?”
“Bu kişiyi gerçekten liyakati nedeniyle mi atadınız?”
“Seçimi kazanmak için söyleyip inanmadığınız şeyler oldu mu?”
Ama yine aynı problem:
Politikacılar cevap vermek zorunda değil.
Dolayısıyla basın toplantıları şöyle görünebilirdi:
“Bu soruya cevap vermeyeceğim.”
“Sonraki soru.”
“Buna da cevap vermeyeceğim.”
“Basın toplantısı sona ermiştir.”
İşin ilginç kısmı şu:
Cevap vermemek de kamuoyu için bilgi haline gelirdi.
Bazen sessizlik, yalandan daha açıklayıcı olabilir.
10. Mahkemeler ve Polis Soruşturmaları Altüst Olurdu
Doğruluk gününün en büyük etkilerinden biri hukuk sisteminde yaşanabilirdi.
Bir şüpheli sorgulanıyor:
“Suçu siz mi işlediniz?”
Eğer cevap vermek zorundaysa oyun biter.
Ama bizim senaryomuzda yalnızca yalan söylemek yasak.
Dolayısıyla kişi:
“Cevap vermiyorum.”
diyebilir.
Yine de mevcut hukuk sistemlerinde susma hakkı, avukat hakkı ve kişinin kendisini suçlamaya zorlanmaması gibi ilkeler bulunduğu için mutlak doğruluk dünyası çok karmaşık hukuki sorular yaratırdı.
Tanık ifadeleri ise çok daha değerli hale gelebilirdi.
Eğer bir tanık konuşuyorsa söylediği şeyin doğru olduğunu biliyoruz.
Bu, adalet sistemi açısından olağanüstü güçlü bir değişiklik olurdu.
11. Suç Dünyasında Büyük Bir Panik Başlardı
Organize suç örgütleri, dolandırıcılar ve çeşitli suç şebekeleri o gün mümkün olduğunca az konuşmaya çalışırdı.
Telefonlar kapanırdı.
Toplantılar iptal edilirdi.
Kimse gereksiz soru almak istemezdi.
Çünkü:
“Bu para nereden geldi?”
gibi son derece sıradan görünen bir soru artık tehlikeli.
Ancak polis de aynı kurala tabi olurdu.
Gizli görevdeki bir polise:
“Polis misin?”
diye sorulduğunu düşünün.
Yalan söyleyemez.
Ama cevap vermeyebilir.
Bu nedenle suç ve güvenlik dünyası birkaç saat içerisinde yeni iletişim yöntemleri geliştirmeye çalışırdı.
Dünyanın tamamı bir anda:
“Avukatım gelmeden konuşmayacağım.”
cümlesinin değerini keşfederdi.
12. Dolandırıcılık Bir Günlüğüne Neredeyse İmkânsız Hale Gelebilirdi
Telefonunuz çalıyor.
“Bankanızdan arıyoruz.”
Siz:
“Gerçekten bankadan mı arıyorsunuz?”
Sessizlik.
Telefon kapanıyor.
Muhtemelen insanlık tarihinin en kısa dolandırıcılık görüşmelerinden biri.
İnsanlar birkaç basit soru geliştirirdi:
“Bu yatırım söylediğiniz kadar güvenli mi?”
“Bu üründe gizlediğiniz önemli bir sorun var mı?”
“Benden para kazanmak için mi bunu öneriyorsunuz?”
“Bu mesaj gerçekten söylediğiniz kurumdan mı geliyor?”
Dolandırıcılığın önemli bölümü yanlış veya yanıltıcı bilgiye dayandığı için doğruluk günü suçlular açısından oldukça kötü geçebilirdi.
Ama tekrar:
Sessizlik hâlâ mümkün.
Dolayısıyla insanlar konuşmayı reddeden kişilere güvenmemeyi öğrenirdi.
13. Aile Yemekleri Beklenmedik Derecede Tehlikeli Olurdu
Akşam saat 19.00.
Bütün aile masada.
Büyükanneniz:
“Hanginiz benim yemeklerimi gerçekten seviyor?”
Kimse kıpırdamıyor.
Amcanız:
“Ailede en sinir bozucu kişi kim?”
Bu sorunun hiçbir iyi sonucu yok.
Sonra anneniz:
“Çocukken benden sakladığınız bir şey oldu mu?”
Ve artık geri dönüş yok.
Doğruluk günü ailelerin onlarca yıldır başarıyla görmezden geldiği meseleleri birkaç saat içerisinde ortaya çıkarabilirdi.
Eski kırgınlıklar.
Saklanan ilişkiler.
Borçlar.
Aile sırları.
Gerçek düşünceler.
Ama aynı zamanda yıllardır söylenmeyen güzel şeyler de duyulabilirdi.
“Seninle gurur duyuyorum.”
“Sana bunu hiç söylemedim ama bana çok yardım ettin.”
“Seni kaybetmekten korkuyorum.”
Dürüstlük yalnızca acımasız gerçeklerden oluşmaz.
Bazen insanların söylemeye utandığı güzel şeyler de gerçektir.
14. İnsanlar Kendileri Hakkında da Doğruyu Söylemek Zorunda Kalır mıydı?
İşte düşünce deneyinin en ilginç kısmı.
Yalan yalnızca başkasını kandırmak değildir.
İnsanlar bazen kendilerini de kandırabilir.
“Bu işi seviyorum.”
“Onu tamamen unuttum.”
“Başkalarının ne düşündüğü umurumda değil.”
“İstediğim zaman bırakabilirim.”
“Bunu para için yapmıyorum.”
Peki kişi söylediği şeyin yanlış olduğunu bilmiyorsa?
Teknik olarak yalan söylemiş sayılır mı?
Hayır.
Çünkü yalan genellikle kişinin yanlış olduğunu bildiği bir şeyi kasıtlı olarak doğruymuş gibi sunmasını gerektirir.
Bu nedenle mutlak doğruluk günü bile kendini kandırmayı tamamen ortadan kaldırmayabilir.
Ve işin biraz can sıkıcı felsefi tarafı burada:
Belki de en zor yalanlar başkalarına söylediklerimiz değil.
Kendimize söylediğimiz yalanlardır.
15. İltifatların Değeri Bir Anda Artardı
Doğruluk gününün çok güzel bir sonucu da olurdu.
Birisi size:
“Bugün çok güzel görünüyorsun.”
dedi.
Artık düşünmek zorunda değilsiniz.
Gerçekten öyle düşünüyor.
Bir arkadaşınız:
“Sana güveniyorum.”
dedi.
Gerçek.
Partneriniz:
“Seni seviyorum.”
dedi.
Yalan söylemesi mümkün değil.
Normal bir günde insanların söylediklerini yorumlarız.
Acaba gerçekten mi?
Nezaketen mi?
Bir şey mi istiyor?
Doğruluk gününde samimi olumlu cümlelerin değeri inanılmaz derecede artardı.
Belki de insanlar o gün hayatlarında duydukları en anlamlı iltifatları alırdı.
Çünkü şüphe ortadan kalkardı.
16. “Seni Seviyorum” Demek Çok Daha Büyük Bir Şey Olurdu
Birinin size:
“Seni seviyorum.”
dediğini düşünün.
Ve bunun yalan olamayacağını biliyorsunuz.
Muhtemelen o gün dünyanın en güçlü cümlelerinden biri haline gelirdi.
Ama bunun tersi de var.
“Seni seviyor musun?”
“Bu soruya cevap vermek istemiyorum.”
Geçmiş olsun.
Bazı soruların cevabını öğrenmek için yalanların ortadan kalkmasına gerek yok.
Sessizlik yeterli olabilir.
17. 24 Saat Sonra Dünya Eski Haline Döner miydi?
Asıl mesele burada başlıyor.
Ertesi sabah insanlar yeniden yalan söyleyebiliyor.
Ama artık dün öğrendiklerini unutamıyorlar.
Patronunuz sizin başka iş aradığınızı biliyor.
Arkadaşınız onun hakkında ne düşündüğünüzü biliyor.
Partneriniz yıllardır sakladığınız şeyi biliyor.
Şirketlerin müşterilerinden sakladığı bazı bilgiler ortaya çıkmış olabilir.
Siyasi açıklamalar kaydedilmiş olabilir.
Aile sırları açığa çıkmış olabilir.
Yani doğruluk yalnızca 24 saat sürerdi.
Sonuçları yıllarca sürebilirdi.
Her Zaman Doğruyu Söylemek İyi Bir Şey mi?
İlk bakışta:
“Evet.”
demek kolay.
Ama doğruluk ile nezaket aynı şey değildir.
Arkadaşınız size:
“Bugün kötü mü görünüyorum?”
diye soruyor.
“Evet.”
Doğru.
Ama gerekli miydi?
Bir insanın aklından geçen her düşünce değerli değildir.
Dolayısıyla sağlıklı iletişim yalnızca doğru olmakla ilgili değildir.
Neyi, ne zaman ve nasıl söylediğimiz de önemlidir.
Dürüstlük ile acımasızlık arasında fark vardır.
“Ben sadece dürüstüm.”
cümlesi bazen:
“İnsanları kırmanın sorumluluğunu almak istemiyorum.”
cümlesinin şık giydirilmiş hali olabilir.
Bir Günlük Mutlak Doğruluk Dünyayı Değiştirmeye Yetebilirdi
Bir gün boyunca herkes yalnızca doğruyu söylemek zorunda kalsa ne olurdu?
İlk birkaç saat muhtemelen komik olurdu.
Sonrası biraz daha ciddi.
İlişkiler sınanırdı.
Arkadaşlıklar değişirdi.
İş yerlerinde gerçek düşünceler ortaya çıkardı.
Reklamlar sessizleşirdi.
Dolandırıcıların işi zorlaşırdı.
Politikacılar mikrofonlardan kaçabilirdi.
Şirketler yöneticilerini basından uzak tutardı.
Bazı aile sırları ortaya çıkardı.
Bazı insanlar hayatlarında ilk kez tamamen samimi bir:
“Seni seviyorum.”
duyardı.
Ve gece yarısı olduğunda herkes tekrar yalan söyleyebilirdi.
Ama dünya artık aynı olmazdı.
Çünkü yalan söyleme yeteneğimiz geri gelebilir.
Öğrendiğimiz gerçekleri geri alamayız.
Belki de bu düşünce deneyindeki en rahatsız edici soru:
İnsanların bize söylediği bütün yalanları öğrenmek ister miydik?
Yoksa bazı şeyleri bilmeden yaşamak gerçekten daha mı kolay?
Son Bir Soru: İlk Kime Ne Sorardın?
Saat 00.00.
Doğruluk günü başladı.
Dünyadaki herkes 24 saat boyunca yalan söyleyemiyor.
Ve size yalnızca tek bir kişiye tek bir soru sorma hakkı veriliyor.
O kişi cevap vermek zorunda.
Kimi seçerdiniz?
Partnerinizi mi?
Ailenizden birini mi?
En yakın arkadaşınızı mı?
Patronunuzu mu?
Bir devlet liderini mi?
Yoksa yıllardır cevabını merak ettiğiniz bambaşka birini mi?