Site icon Hedza

Dünyanın Son İnsanı Olduğunuzu Nasıl Anlardınız?

Sabah uyandınız.

Telefonunuzda bildirim yok.

Sokaktan araba sesi gelmiyor.

Televizyon yayınları durmuş.

Mesaj attığınız hiç kimse cevap vermiyor.

İlk başta elektrik kesintısı sanırsınız.

Sonra büyük bir felaket.

Ya dünyada gerçekten yalnız kaldıysanız?

Bir insan gerçekten dünyanın son insanı olduğunu kanıtlayabilir mi?

Yoksa hayatının sonuna kadar başka bir yerde hâlâ yaşayan birilerinin olabileceği ihtimaliyle mi yaşardı?


İlk 10 Dakika: Bir Şeylerin Ters Gittiğini Nasıl Fark Ederdiniz?

İlk belirtiler son derece sıradan olurdu.

Telefonunuza bakarsınız.

Mesaj yok.

Arama yok.

Sosyal medya sessiz.

Dışarı çıkarsınız.

Yollar boş.

Market açık ama çalışan yok.

Arabalar park edilmiş.

Bazı araçların yol ortasında kalmış olması daha da ürkütücü olabilir.

İlk düşünceniz büyük ihtimalle:

“Ne oldu?”

olur.

“Dünyanın son insanıyım.”

sonucuna hemen ulaşmazsınız.

Çünkü insan zihni olağanüstü açıklamaları genellikle en sona bırakır.

Önce:

Elektrik kesintısı.

Tahliye.

Salgın.

Savaş.

Doğal afet.

gibi ihtimalleri düşünürdünüz.

Sonra interneti kontrol etmeye çalışırdınız.


İnternet Çalışıyorsa Gerçeği Öğrenmek Daha Kolay Olurdu

İnternet hâlâ çalışıyorsa dünyanın durumunu anlamak için en güçlü aracınız bu olurdu.

Haber siteleri.

Canlı yayınlar.

Sosyal medya.

Web kameraları.

Mesajlaşma uygulamaları.

Forumlar.

Acil durum kanalları.

Dünyanın farklı şehirlerine ait canlı kameraları kontrol edebilirsiniz.

Tokyo.

Londra.

New York.

İstanbul.

Sydney.

Her yerde aynı sessizlik varsa durum oldukça kötü.

Sonra mesaj göndermeye başlarsınız:

“Beni gören var mı?”

“Hayatta olan biri varsa cevap versin.”

Muhtemelen yüzlerce farklı dilde mesaj yazarsınız.

Saatler geçer.

Cevap gelmez.

Ama hâlâ kesin olarak dünyanın son insanı olduğunuzu bilmiyorsunuz.

Çünkü internete erişemeyen biri yaşayabilir.

Dağlarda.

Issız bir adada.

Denizaltında.

Uzak bir köyde.

Belki de sizin gibi cevap bekliyordur.

İnsanlık sona ermiş olsa bile belirsizlik oldukça uzun süre hayatta kalabilir.


Telefon Rehberindeki Herkesi Aramaya Başlardınız

İlk günün büyük bölümü muhtemelen insan aramakla geçerdi.

Aileniz.

Arkadaşlarınız.

İş arkadaşlarınız.

Tanıdığınız herkes.

Sonra tanımadığınız numaralar.

Hastaneler.

Polis merkezleri.

Havalimanları.

Oteller.

Radyo istasyonları.

Büyük şirketler.

Her aramada aynı şey:

Çalıyor.

Ama açan yok.

Bir noktadan sonra telefonun çalma sesi bile insan sesine benzediği için rahatsız edici hale gelebilir.

Çünkü artık telefonu birinin açmasını değil, başka bir insanın gerçekten var olduğuna dair kanıt arıyorsunuz.


Sokakların Sessizliği En Büyük İlk İşaretlerden Biri Olurdu

Modern şehirler hiçbir zaman tamamen sessiz değildir.

Araba motorları.

İnsanlar.

İnşaat.

Uçaklar.

Sireni olan araçlar.

Köpekler.

Toplu taşıma.

Bir metropolde mutlak sessizlik son derece sıra dışı olurdu.

İlk saatlerde makineler hâlâ çalışabilir.

Trafik ışıkları yanar.

Bazı otomatik trenler hareket edebilir.

Reklam ekranları açık olabilir.

Fakat insanlar yok.

İşte bu görüntü belki de en rahatsız edici olanı:

Medeniyet çalışıyor ama medeniyeti kullanan kimse yok.

Bir alışveriş merkezine giriyorsunuz.

Müzik hâlâ çalıyor.

Işıklar açık.

Yürüyen merdiven çalışıyor.

Ama içeride tek bir insan bile yok.

Korku filmlerinin iş yükünü gerçek hayat devralmış durumda.


İlk Gün Uçakları İzlerdiniz

Gökyüzüne bakmak önemli olurdu.

Uçak var mı?

Helikopter?

Askeri araç?

Bir uçak görmeniz insanlığın hâlâ devam ettiğini kesin olarak kanıtlamaz.

Otomatik pilotta bir süre uçan bir araç olabilir.

Ama saatler ve günler geçtikçe gökyüzündeki trafik tamamen biterse başka bir işaret ortaya çıkar.

Havaalanlarına gidersiniz.

Terminaller boş.

Apronlarda uçaklar bekliyor.

Kontrol kuleleri sessiz.

Hiçbir anons yok.

Dünyanın en kalabalık ulaşım merkezlerinden biri tamamen durmuşsa durumun büyüklüğü daha anlaşılır hale gelir.


Radyo İnsan Aramak İçin İnternetten Daha Değerli Hale Gelebilir

İnternet zamanla bozulabilir.

Ama radyo sistemleri daha basit olabilir.

Bu yüzden bir telsiz veya amatör radyo bulmak isteyebilirsiniz.

Belirli aralıklarla çağrı yaparsınız:

“Beni duyan biri var mı?”

Sonra beklersiniz.

Farklı frekansları denersiniz.

Günlerce.

Haftalarca.

Belki dünyanın diğer ucundaki bir insanın sinyali size ulaşmaz.

Ama radyo, uzun vadede başka insan aramanın en değerli yollarından biri olabilir.

Dünyanın son insanı olduğunuzu anlamanın en acımasız tarafı şu olurdu:

Sessizlik kanıt değildir.

Sadece cevap alamadığınız anlamına gelir.


Elektrik Kesilmeye Başladığında Durum Gerçekleşirdi

İlk saatlerde elektrik şebekeleri otomasyon sayesinde çalışmaya devam edebilir.

Ancak zamanla arızalar ortaya çıkar.

Bakım yapılmaz.

Yakıt sistemleri bozulur.

Şebeke dengesi bozulabilir.

Bölgesel kesintiler başlar.

Bir şehir karanlığa gömülür.

Sonra başka biri.

Sonra başka biri.

Bir gece yüksek bir yere çıkıp şehre bakarsınız.

Normalde milyonlarca pencerenin ışıklarını görmeniz gerekir.

Ama şehir karanlık.

İşte o an:

“Gerçekten kimse kalmamış olabilir.”

düşüncesi çok daha ağır hale gelir.


Dünyada Başka İnsan Aramak İçin Ne Yapardınız?

Muhtemelen mümkün olduğu kadar görünür olmaya çalışırdınız.

Büyük tabelalar.

Radyo yayınları.

Yüksek binaların üzerine mesajlar.

Duman.

Işıklar.

Dev harflerle:

“BURADAYIM.”

yazıları.

Havalimanı pistine mesaj yazabilirsiniz.

Çünkü bir uçak geçerse görsün.

Radyo istasyonunu ele geçirip sürekli kayıt yayınlayabilirsiniz:

“Bu mesajı duyuyorsanız şu koordinata gelin.”

Sosyal medya sunucuları hâlâ çalışıyorsa otomatik mesajlar planlayabilirsiniz.

Belki insanlık tarihindeki en büyük reklam kampanyasını başlatırsınız.

Hedef kitle:

Bir kişi.

Ve onun var olup olmadığını bile bilmiyorsunuz.


Başka Şehirlere Gitmek Mantıklı Olur muydu?

Bir noktadan sonra bulunduğunuz şehirde kimse olmadığından neredeyse emin olursunuz.

O zaman hareket etmek istersiniz.

Ama nereye?

En yakın büyük şehir.

Başkent.

Havalimanı.

Askeri üs.

Liman.

Hastane.

Bunlar mantıklı hedefler olabilir.

Çünkü başka hayatta kalan insanlar da aynı şekilde düşünebilir.

Örneğin bir ülkede yalnız kalan iki kişi birbirinden yüzlerce kilometre uzaktaysa ikisi de:

“Başkentte birileri mutlaka vardır.”

diye düşünüp aynı noktaya gidebilir.

Böylece büyük şehirler hayatta kalan insanların doğal buluşma merkezlerine dönüşebilir.

İnsanlığın son iki kişisinin aynı şehre gidip farklı alışveriş merkezlerinde birbirini kaçırması ise evrenin gereksiz derecede kötü bir şakası olurdu.


Dünyayı Dolaşıp Kontrol Etmek Mümkün mü?

Hayır.

Ve bu çok önemli.

Dünyanın son insanı olduğunuzu kesin olarak kanıtlamak neredeyse imkânsızdır.

Dünya çok büyük.

Dağlar var.

Adalar var.

Yeraltı tesisleri var.

Gemiler var.

Uzak köyler var.

Ormanlar var.

Bir insan dünyanın diğer ucunda yaşayabilir.

Hatta siz yıllarca onu ararken o da sizi arıyor olabilir.

Bu nedenle “son insan” olmak psikolojik olarak özellikle zor olurdu.

Çünkü hiçbir zaman tam anlamıyla emin olamazsınız.

Umut ile gerçekçilik arasında sıkışıp kalırsınız.


İlk Hafta: Hayatta Kalma Gerçek Problem Haline Gelirdi

İlk günün şoku geçtikten sonra daha sıradan problemler başlar.

Su.

Yiyecek.

İlaç.

Barınak.

Elektrik.

Yakıt.

Marketlerde yıllarca yetecek kadar yiyecek varmış gibi görünebilir.

Ama çoğu ürün bozulur.

Soğutucular elektrik ister.

Taze gıdalar birkaç gün içinde kullanılamaz hale gelir.

Bu nedenle uzun ömürlü yiyeceklere yönelmeniz gerekir:

Konserve.

Pirinç.

Makarna.

Kuru bakliyat.

Bal.

Tuz.

Dondurulmuş gıdalar elektrik olduğu sürece değerlidir.

Fakat dünyanın son insanı olduğunuzu düşünürken bile menünün bir noktada bakliyata dönmesi hayatın oldukça ısrarcı mizahıdır.


Marketlerde Her Şey Bedava Olurdu, Ama Paranın Anlamı Kalmazdı

Dünyanın son insanıysanız teknik olarak istediğiniz otomobili alabilirsiniz.

Lüks eve taşınabilirsiniz.

En pahalı saate sahip olabilirsiniz.

Kuyumcuya girip elmasları alabilirsiniz.

Ama neden?

Kimse etkilenmeyecek.

Kimse statünüzü görmeyecek.

Kimse size:

“Güzel araba.”

demeyecek.

Bu durumda para ve lüks hakkındaki düşünceleriniz hızla değişebilir.

Bir spor otomobil yerine sağlam bir arazi aracı daha değerli olur.

Pahalı şarap yerine temiz su.

Rolex yerine el feneri.

Lüks otel yerine güneş paneli bulunan güvenli bir ev.

Dünyanın son insanının zenginliği banka hesabında değil:

Ne kadar süre kendi kendine yaşayabildiğinde ölçülür.


Zamanla Hayvanlar Şehirleri Geri Almaya Başlar mıydı?

Evet, bazı türler şehirlerde çok daha görünür hale gelebilirdi.

İnsan trafiği ortadan kalkınca:

Geyikler.

Yaban domuzları.

Tilki.

Kuşlar.

Sokak hayvanları.

çeşitli bölgelere yayılabilir.

Otlar asfalt çatlaklarından çıkmaya başlar.

Parklar büyür.

Ağaçlar budanmaz.

Binaların çevresi bitkilerle kaplanır.

Bir zamanlar milyonlarca insanın yaşadığı şehir birkaç yıl içerisinde giderek daha vahşi görünmeye başlayabilir.

Doğa:

“Toplantınız bittiyse ben devam ediyorum.”

der.


Günlük Tutmak Hayati Hale Gelebilir

Dünyanın son insanıysanız günlük yazmanın iki amacı olabilir.

Birincisi psikolojik.

Düşüncelerinizi düzenlersiniz.

Günleri takip edersiniz.

Yalnızlıkla başa çıkmaya çalışırsınız.

İkincisi daha ilginç:

Belki bir gün biri sizi bulur.

Bu nedenle gördüğünüz şehirleri, gittiğiniz yerleri ve yaptığınız yayınları kaydedebilirsiniz.

Her defter:

“Ben buradaydım.”

mesajına dönüşür.

Bir anlamda insanlık tarihinin son tarihçisi siz olursunuz.

Okuyacak birinin olup olmadığını bilmeden yazarsınız.


Ya Bir Gün Gerçekten Başka Bir İnsan Bulursanız?

Diyelim ki beş yıl geçti.

Radyodan bir ses geliyor.

Gerçek insan sesi.

Ne hissedersiniz?

Sevinç?

Korku?

Şüphe?

Muhtemelen hepsi.

Çünkü beş yıldır başka bir insan görmediniz.

Sesin gerçek olup olmadığından bile emin olmak isteyebilirsiniz.

Buluşma noktasına gidiyorsunuz.

Ve gerçekten biri geliyor.

İnsanlık artık iki kişi.

İlk cümle ne olurdu?

“Merhaba.”

fazla sıradan gelebilir.

Ama muhtemelen tam olarak onu söylersiniz.

İnsanlık tarihinin en önemli buluşmasının açılışı yine sosyal becerilerin varsayılan ayarıyla yapılır.


Peki Dünyanın Son İnsanı Olduğunuzu Kesin Olarak Nasıl Anlardınız?

Muhtemelen anlayamazdınız.

İşte bu düşünce deneyinin en güçlü cevabı bu.

Bütün şehirleri gezebilirsiniz.

Radyo yayınları yapabilirsiniz.

İnterneti kontrol edebilirsiniz.

Dünyayı dolaşabilirsiniz.

Ama gezegenin her mağarasını, adasını, denizaltısını, ormanını ve binasını kontrol etmek mümkün değildir.

Dolayısıyla dünyanın son insanı olsanız bile bunu kesin olarak bilmeyebilirsiniz.

Her zaman küçük bir ihtimal kalır:

Bir yerde biri daha var.

Belki sizi arıyor.

Belki sizin sinyalinizi bekliyor.

Belki yıllardır aynı soruyu soruyor:

“Dünyada benden başka biri kaldı mı?”

Ve belki sizi hayatta tutan şey tam olarak bu ihtimal olurdu.


Umut Dünyanın Son İnsanını Ne Kadar Süre Ayakta Tutabilir?

Belki düşündüğümüzden çok daha uzun süre.

Bir gün.

Bir hafta.

Bir yıl.

Her sabah radyoyu açarsınız.

Her gün aynı frekansta mesaj bırakırsınız.

Her şehre işaretler koyarsınız.

Her yerde:

“Buradayım.”

yazarsınız.

Çünkü cevap gelme ihtimali çok düşük olabilir.

Ama sıfır olduğunu bilmiyorsunuz.

Bazen umut büyük bir inanç değildir.

Sadece:

“Belki.”

kelimesidir.

Ve dünyanın son insanı için belki de en değerli kelime o olurdu.


 Dünyanın Son İnsanı Olmanın En Korkunç Tarafı Yalnızlık Değil, Emin Olamamak Olurdu

Dünyanın son insanı olduğunuzu nasıl anlardınız?

Önce sessiz sokaklardan şüphelenirdiniz.

Sonra telefonların açılmamasından.

İnternetin sessizliğinden.

Boş havalimanlarından.

Duran şehirlerden.

Zamanla elektrikler kesilir.

Radyo yayınları kaybolur.

Şehirler karanlığa gömülür.

Doğa geri dönmeye başlar.

Ve sonunda bütün işaretler tek bir şeyi gösterir:

Kimse kalmamış olabilir.

Ama “olabilir” kelimesi hiçbir zaman tamamen kaybolmaz.

Çünkü dünyanın her köşesini kontrol edemezsiniz.

Belki başka bir insan vardır.

Belki bin kilometre uzakta.

Belki başka kıtada.

Belki sizin gibi her akşam radyoya:

“Beni duyan var mı?”

diye soruyordur.

Dünyanın son insanı olduğunuzu kesin olarak bilmenin neredeyse imkânsız olması belki de kötü değildir.

Çünkü bütün insanlık kaybolsa bile geriye küçücük bir şey kalabilir:

Başka birinin hâlâ var olabileceğine dair umut.

Ve bazen insanın yarına çıkması için bundan fazlasına ihtiyacı olmayabilir.


Ne Kadar Süre Aramaya Devam Ederdiniz?

Bir yıl geçti.

Hiç insan görmediniz.

Bütün büyük şehirleri kontrol ettiniz.

Binlerce radyo mesajı gönderdiniz.

İnternetten hiç cevap gelmedi.

Artık iki seçeneğiniz var:

A) Güvenli bir yere yerleşip yalnız yaşamayı kabul etmek.
B) Dünyada başka bir insan bulma ihtimali için aramaya devam etmek.

Ama her yolculuk yiyecek, yakıt ve güvenlik açısından riskli.

Bir ihtimal için hayatınızı riske atar mıydınız?

Daha zor soru:

On yıl boyunca kimseyi bulamasanız bile on birinci yılın sabahı radyoyu yine açar mıydınız?

Exit mobile version