Site icon Hedza

Gençlerin Asıl Sorunu İş Bulmak Değil, Bir Yol Bulmak

Bugün gençlere gelecekleri hakkında sorulan sorular genellikle birbirine benziyor: “Hangi üniversiteyi kazanacaksın?”, “Ne okuyacaksın?”, “Mezun olunca ne yapacaksın?”, “İş bulabilecek misin?”

Henüz hayatının ne tarafına yürüyeceğini anlamaya çalışan birinden, önündeki kırk yılı birkaç tercih kutucuğuyla planlaması bekleniyor. Sonra işler beklendiği gibi gitmediğinde de sanki bütün hayat yanlış seçilmiş gibi davranılıyor.

Oysa belki de mesele üniversite okumak ya da okumamak kadar basit değil.

Bazı insanların kafası akademik eğitime yatkındır. Bazıları ise bir işi yaparken, üreterek, deneyerek ve sahada öğrenirken çok daha başarılı olur. Bir genç üniversite sınavına hazırlanabilir, diğeri bir meslek öğrenebilir. Biri mühendis olabilir, diğeri elektrik ustası. Biri psikoloji okuyabilir, diğeri yazılım öğrenebilir. Biri akademik kariyer yaparken bir başkası kuaförlük, kaynakçılık, aşçılık, grafik tasarım, otomotiv, satış veya dijital pazarlama alanında uzmanlaşabilir.

Bunların hiçbiri kendi başına diğerinden daha değersiz değildir.

Asıl tehlike, hangi yolu seçtiğimizden çok hiçbir yolu seçmeden yılların geçmesini beklemektir.


Üniversite Herkes İçin Tek Doğru Yol Değil

Türkiye’de kariyer denildiğinde akla hâlâ büyük ölçüde üniversite geliyor. İyi bir bölüm kazanmak, diploma almak ve ardından iyi bir işe girmek…

Bu yol bazı insanlar için gerçekten doğru olabilir.

Akademik eğitime yatkınsanız, istediğiniz meslek üniversite eğitimi gerektiriyorsa ve belirli bir alanda uzmanlaşmak istiyorsanız sınava hazırlanmak için harcadığınız emek son derece anlamlıdır.

Ancak herkes aynı şekilde öğrenmez.

Bazı insanlar kitapların arasında kendisini bulurken bazıları atölyede, bilgisayarın başında, mutfakta, sahada veya müşterilerle iletişim kurarken yeteneğini keşfeder.

Bu nedenle gençlerin kendilerine sormaları gereken soru yalnızca:

“Hangi üniversiteyi kazanacağım?”

olmamalı.

Belki daha önemli soru şudur:

“Ben hangi konuda gerçekten iyi olabilirim?”

Çünkü uzun vadede insanın hayatını değiştiren şey yalnızca diplomasının üzerinde ne yazdığı değil, hangi problemi çözebildiği ve hangi işi gerçekten iyi yapabildiğidir.


Sınava Çalışmayacaksan Bir Meslek Öğren

Burada rahatsız edici ama önemli bir gerçek var.

Üniversite okumak istememek sorun değil.

Sınava hazırlanmak istememek de dünyanın sonu değil.

Ama bunun alternatifi hiçbir şey yapmamak olamaz.

Akademik eğitim size göre değilse bir meslek öğrenebilirsiniz. Teknik bir alanda uzmanlaşabilir, dijital beceriler geliştirebilir, çıraklık yapabilir, satış öğrenebilir, tasarım yapabilir, yazılım geliştirebilir veya üretime dayalı bir alana yönelebilirsiniz.

Bugünün çalışma hayatında insanların para ödediği şey çoğu zaman oldukça basit bir soruya dayanıyor:

“Sen ne yapabiliyorsun?”

Bir problemi çözebiliyor musunuz?

Bir şey üretebiliyor musunuz?

Bir işletmeye para kazandırabiliyor, zaman kazandırabiliyor veya işini kolaylaştırabiliyor musunuz?

Bir konuda insanların size ihtiyaç duyacağı kadar iyi olabilir misiniz?

Cevabınız zamanla “evet” olmaya başladığında kariyeriniz de şekillenmeye başlar.


Genç İşsizliği Gerçek, Ama Çaresizlik Başka Bir Şey

Burada “çalışmak isteyen herkes hemen iş bulur” gibi gerçek dışı bir cümle kurmak da doğru olmaz.

Ekonomik şartlar, yaşanılan şehir, eğitim olanakları, aile koşulları, iş piyasası ve fırsat eşitsizliği gençlerin kariyerlerini ciddi şekilde etkileyebilir. Bazen iyi eğitimli ve çalışkan insanlar bile uzun süre iş bulamayabilir.

Bu gerçekleri yok sayarak gençlere sadece “daha çok çalış” demek kolaycılıktır.

Ancak bunun tam tersi de tehlikelidir:

“Zaten iş yok, uğraşmanın anlamı yok.”

İnsan beceri kazandıkça, deneyim edindikçe, farklı alanları denedikçe ve çevresini genişlettikçe önündeki ihtimaller de artar.

İlk başvurunuz reddedilebilir.

Onuncusu da reddedilebilir.

İlk işiniz hayalinizdeki iş olmayabilir. İlk maaşınız beklentinizi karşılamayabilir. Hatta yıllarca öğrendiğiniz alanın size göre olmadığını fark edip bambaşka bir mesleğe geçebilirsiniz.

Bunların hiçbiri hayatın bittiği anlamına gelmez.

Kariyer dediğimiz şey çoğu zaman düzgün çizilmiş bir otoyol değil, yanlış sokağa girip navigasyonun tekrar tekrar “rota yeniden oluşturuluyor” dediği bir yolculuktur.


İş Bulmanın Ötesinde Bir Şey Var: İşe Yarar Hale Gelmek

Kariyer konusunda gençlerin üzerinde çok fazla “iş bulma” baskısı var.

Oysa uzun vadede daha güçlü bir hedef var:

Bir konuda gerçekten iyi olmak.

Bir meslekte değerli hale geldiğinizde yalnızca iş arayan biri olmaktan çıkmaya başlarsınız.

Deneyiminiz, çevreniz, yaptığınız işler ve ortaya koyduğunuz sonuçlar sizin adınıza konuşmaya başlar.

Bu süreç birkaç haftada gerçekleşmez.

Bir grafik tasarımcı yüzlerce kötü tasarım yapmadan iyi tasarımcı olmaz. Bir yazılımcı hata mesajlarıyla kavga etmeden gelişmez. Bir usta yıllarca elini işe sürmeden ustalaşmaz. Bir satışçı onlarca kez reddedilmeden insan ilişkilerini öğrenmez.

Sosyal medyada gördüğümüz “6 ayda hayatımı değiştirdim” hikâyeleri bu nedenle yanıltıcı olabilir.

Gerçek hayatta gelişim çoğu zaman çok daha sıkıcıdır.

Öğrenirsin. Denersin. Hata yaparsın. Tekrar denersin. Biraz gelişirsin. Sonra yine hata yaparsın.

Ve bir gün geriye baktığında eskiden zorlandığın şeyleri artık düşünmeden yaptığını fark edersin.

Meslek böyle oluşur.


Motivasyon Değil, Mücadele Gerekiyor

Gençlere sürekli motivasyon satılıyor.

“Hayallerinin peşinden koş.”

“Kendine inan.”

“Asla vazgeçme.”

Güzel cümleler. Fakat pazartesi sabahı alarm çaldığında pek işe yaramıyorlar.

Hayatın büyük kısmında insan aşırı motive olmayacak.

Bazen ders çalışmak istemeyecek. Bazen işe gitmek istemeyecek. Bazen yaptığı meslekten sıkılacak. Bazen arkadaşlarının kendisinden daha hızlı ilerlediğini görecek.

Tam burada disiplin ve mücadele, motivasyondan daha değerli hale geliyor.

Mücadele etmek her gün on altı saat çalışmak anlamına gelmez.

Bazen mücadele bir saat ders çalışmaktır.

Bazen bir iş başvurusu daha yapmaktır.

Bazen aylardır ertelediğiniz eğitime başlamaktır.

Bazen “bu alan bana göre değilmiş” diyerek yeniden yön belirlemektir.

Önemli olan sürekli koşmak değil, tamamen durmamaktır.


Peki Kariyer İçin Ne Kadar Fedakârlık Yapılmalı?

İşin daha az konuşulan tarafı burada başlıyor.

Bir noktadan sonra gençlere verilen bütün tavsiyeler kariyer etrafında dönmeye başlıyor:

Kendini geliştir.

İngilizce öğren.

Sertifika al.

Network yap.

Portföy hazırla.

Staj yap.

LinkedIn kullan.

Ek iş yap.

Yatırım yap.

Sabah erken kalk.

Bir noktada insanın aklına doğal olarak şu geliyor:

Peki ne zaman yaşayacağız?

Çünkü insan yalnızca çalışan, para kazanan ve özgeçmiş geliştiren bir makine değildir.


Kariyer Büyürken Sosyal Hayat Küçülebiliyor

Özellikle 20’li yaşlarda kariyer kurmaya çalışan birçok insan farkında olmadan hayatındaki diğer bağları geri plana atabiliyor.

Arkadaşlarla görüşmeler azalıyor.

Aileyle geçirilen zaman erteleniyor.

Hobiler bırakılıyor.

İlişkiler “şu dönem çok yoğunum” cümlesine sıkışıyor.

Dinlenirken bile insan kendisini suçlu hissetmeye başlayabiliyor.

Çünkü sürekli üretken olması gerektiğine inanıyor.

Bir pazar günü hiçbir şey yapmadan oturunca sanki kariyerinden üç yıl kaybetmiş gibi hissediyor.

Oysa dinlenmek tembellik değildir.

Arkadaşlarınla geçirilen bir akşam kariyerine zarar vermek değildir.

Sevdiğin biriyle kahve içmek zaman kaybı değildir.

Spor yapmak, oyun oynamak, yürümek, seyahat etmek veya birkaç saat hiçbir şey yapmamak da hayatın dışında kalan faaliyetler değildir.

Bunlar hayatın kendisidir.


Başarı Uğruna Her Şeyi Kaybetmek Başarı mı?

Daha fazla para kazanabilirsiniz.

Daha iyi bir pozisyona gelebilirsiniz.

Kendi şirketinizi kurabilirsiniz.

Mesleğinizde gerçekten başarılı olabilirsiniz.

Fakat bütün bunları yaparken arkadaşlıklarınızı, sağlığınızı, ailenizi, ilişkilerinizi ve yaşam sevincinizi tamamen kaybettiyseniz ortaya garip bir soru çıkar:

Tam olarak neyi kazandınız?

Kariyer önemlidir çünkü insana ekonomik özgürlük, güvenlik ve kendini gerçekleştirme fırsatı verebilir.

Ama kariyer hayatın tamamı değildir.

İyi bir hayat yalnızca iyi bir maaştan oluşmaz.

İnsanın yaptığı iş kadar, işten çıktıktan sonra dönebildiği bir hayatının olması da önemlidir.


Herkes Aynı Yaşta Başarılı Olmak Zorunda Değil

Sosyal medya bu konuda işleri daha da zorlaştırdı.

22 yaşında şirket kuran biri.

24 yaşında ev alan biri.

25 yaşında dünyayı gezen biri.

27 yaşında yönetici olan biri.

Bunları sürekli gördüğümüzde kendi hayatımızı başkalarının en iyi anlarıyla karşılaştırmaya başlıyoruz.

Fakat kimsenin başlangıç noktası aynı değil.

Ekonomik imkânlarımız farklı.

Ailelerimiz farklı.

Yeteneklerimiz farklı.

Şehirlerimiz farklı.

Şansımız farklı.

Hatta hayattan istediğimiz şeyler bile farklı.

Bu yüzden “Bu yaşta nerede olmalıyım?” sorusundan daha yararlı bir soru var:

“Geçen seneki halimden daha ileride miyim?”

Cevap evetse, yol devam ediyor.

Hayırsa da dünyanın sonu değil. Belki yön değiştirme zamanı gelmiştir.


Üniversite mi Meslek mi? Doğru Cevap Kişiye Göre Değişir

Üniversite okumak isteyen üniversite için mücadele etmeli.

Meslek öğrenmek isteyen işin mutfağına girmeli.

Girişimcilik isteyen satıştan finans yönetimine kadar bunun gerektirdiği becerileri öğrenmeli.

Dijital bir alanda ilerlemek isteyen portföy oluşturmalı ve üretmeli.

Ama hiçbirinin sonucu bir gecede gelmeyecek.

İnsanların kariyerlerinde ilerlemesini sağlayan şey çoğu zaman tek bir büyük karar değil, yıllar boyunca verdikleri yüzlerce küçük karardır.

Bugün bir saat çalışmak.

Yarın bir başvuru yapmak.

Bir ay sonra yeni bir beceri öğrenmek.

Altı ay sonra ilk müşteriyi bulmak.

Bir yıl sonra eski halinden çok daha yetkin olmak.

Hayat böyle birikiyor.


Bir Yol Seç, Emek Ver, Ama Yaşamayı Unutma

Gençlerin geleceği hakkında konuşurken iki uç arasında gidip geliyoruz.

Bir tarafta:

“Çok çalışmazsan hiçbir şey olamazsın.”

Diğer tarafta:

“Şartlar kötü, zaten yapılabilecek bir şey yok.”

Gerçek muhtemelen ikisinin arasında.

Her şey bizim kontrolümüzde değil.

Ama hiçbir şey de kontrolümüz dışında değil.

Üniversite okuyabilirsiniz.

Meslek öğrenebilirsiniz.

Kendi işinizi kurabilirsiniz.

Bir şirkette çalışabilirsiniz.

Bir alanda başlayıp yıllar sonra tamamen başka bir mesleğe geçebilirsiniz.

Önemli olan toplumun sizin için hazırladığı tek bir başarı tarifine uymak değil, yapabileceğiniz bir şey bulmak ve onun için mücadele etmek.

Fakat bunu yaparken başka bir şeyi de unutmamak gerekiyor:

Kariyerinizi kurarken hayatınızı ertelemeyin.

Çünkü günün sonunda iyi bir meslek edinmek önemlidir. Para kazanmak önemlidir. Kendi ayaklarının üzerinde durabilmek önemlidir.

Ama arkadaşlıklar, aile, sevgi, merak, hobiler, sağlık ve yaşadığınızı hissettiren küçük anlar da önemlidir.

Belki de başarılı bir hayatın formülü sandığımız kadar karmaşık değildir:

Bir konuda iyi ol. Emeğini ver. Mücadeleden kaçma. Ama bütün hayatını yalnızca çalışmaya dönüştürme.

Çünkü amaç sadece iş sahibi olmak değil, yaşayabileceğin bir hayat kurmaktır.


Son Bir Soru…

Gençlik yıllarında kariyer için bazı şeyleri geri plana atmak gerçekten kayıp mı, yoksa gelecekte daha özgür yaşayabilmek için yapılan bir yatırım mı?

 

 

 

Belki de mesele sosyal hayattan vazgeçmek değil; arkadaşlıkları, eğlenceyi ve kariyeri aynı anda yürütürken hangi dönemde neye öncelik vereceğini bilmek. Çünkü bugün verdiğimiz küçük kararlar, birkaç yıl sonra nasıl bir hayat yaşayacağımızı düşündüğümüzden daha fazla belirleyebilir.

Gerisini yorumuna bırakıyoruz.

Exit mobile version