Hayatınızın önünde görünmez bir ekran olduğunu düşünün.
Bir karar vermek üzeresiniz ve ekran size seçeneklerin sonuçlarını gösteriyor:
Bu işi kabul edersen: 8 yıl sonra başka bir ülkede yaşayacaksın.
Bu insanla evlenirsen: 17 yıl sonra ayrılacaksınız.
Bu yatırımı yaparsan: Büyük para kazanacaksın.
Bugün evden çıkarsan: Hayatının aşkıyla karşılaşacaksın.
Artık yanlış karar vermeniz neredeyse imkânsız.
Kulağa harika geliyor.
Fakat burada oldukça rahatsız edici bir soru ortaya çıkıyor:
Sonucunu bildiğimiz bir karar gerçekten özgür bir karar olabilir mi?
Geleceği Bilmek Hayatı Kolaylaştırır mıydı?
İlk bakışta kesinlikle.
İnsanların hayat boyunca en fazla düşündüğü sorulardan bazıları şunlar:
Hangi mesleği seçmeliyim?
Kiminle evlenmeliyim?
Bu işe girmeli miyim?
Bu şehirden taşınmalı mıyım?
Bu yatırımı yapmalı mıyım?
Bütün sonuçları önceden görebilseydik yanlış seçimlerin büyük bölümünden kaçınabilirdik.
Bizi mutsuz edecek ilişkileri başlamadan bitirebilir, başarısız olacak işlerden uzak durabilir ve daha iyi sonuç verecek seçenekleri tercih edebilirdik.
Ama tam burada başka bir problem başlıyor.
Herkes sürekli en iyi sonucu seçerse gerçekten seçim yapıyor muyuz?
Seçenek Var Ama Seçme Özgürlüğü Var mı?
Önünüzde iki kapı olduğunu düşünün.
Birinci kapının üzerinde:
“Bu kapıdan geçersen mutlu olacaksın.”
İkinci kapının üzerinde:
“Bu kapıdan geçersen hayatının en büyük pişmanlığını yaşayacaksın.”
Teknik olarak iki seçeneğiniz var.
Ama gerçekten özgür müsünüz?
İkinci kapıyı seçme hakkınız bulunuyor.
Fakat sonucunu kesin olarak bildiğiniz için kararınız büyük ölçüde belirlenmiş durumda.
İşte özgür irade tartışmasının ilginç noktalarından biri burada ortaya çıkıyor:
Bir seçeneğin sonucunu kesin olarak bilmek, o seçeneği özgürce seçme biçimimizi değiştirebilir.
Aşkın Sonunu Bilseydik Yine Âşık Olur muyduk?
Belki de bu düşünce deneyinin en zor kısmı ilişkiler olurdu.
Bir insanla tanışıyorsunuz.
Onu seviyorsunuz.
Ama geleceği görebildiğiniz için ilişkinizin tam olarak ne zaman biteceğini biliyorsunuz.
Örneğin:
“Bu ilişki 12 yıl sürecek ve sonunda ayrılacağız.”
Yine de ilişkiye başlar mıydınız?
Birçok insan muhtemelen:
“Nasıl olsa bitecek.”
diye düşünüp uzaklaşırdı.
Ama burada başka bir soru var:
Bir şeyin bitecek olması onu değersiz mi yapar?
Tatil biter.
Çocukluk biter.
Güzel bir akşam biter.
Hayatın kendisi bile biter.
Belki bir ilişkinin 12 yıl sonra sona ereceğini bilmek, o 12 yılın değersiz olduğu anlamına gelmezdi.
Geleceği bilmek bizi yalnızca daha mantıklı değil, belki gereğinden fazla hesapçı insanlara dönüştürebilirdi.
Pişmanlık Diye Bir Şey Kalır mıydı?
Muhtemelen çok farklı hale gelirdi.
Bugün pişmanlığın temelinde genellikle şu düşünce vardır:
“Keşke diğer seçeneği seçseydim.”
Ama bütün sonuçları biliyorsanız bunu söylemek zorlaşır.
En iyi seçeneği seçtiğinizi zaten biliyorsunuz.
Fakat başka tür bir pişmanlık ortaya çıkabilir:
“Doğru olanı seçtim ama aslında istediğim bu değildi.”
Çünkü en iyi sonuç her zaman en mutlu olduğumuz sonuç olmayabilir.
En fazla para kazandıran meslek sevdiğimiz meslek olmayabilir.
En güvenli ilişki en heyecanlı ilişki olmayabilir.
En uzun yaşam en anlamlı yaşam olmayabilir.
İnsan hayatı Excel tablosu olmadığı için “en iyi sonuç” hücresini seçmek biraz karmaşık.
Risk Olmadan Başarı Aynı Anlama Gelir miydi?
Bir girişimci şirket kuruyor.
Şirketin başarılı olacağını kesin olarak biliyor.
Bir öğrenci sınava giriyor.
Kaç puan alacağını biliyor.
Bir sporcu yarışa çıkıyor.
Kazanacağını biliyor.
Başarı hâlâ aynı heyecanı verir miydi?
Belki hayır.
Çünkü başarının değerinin bir kısmı başarısız olma ihtimalinden geliyor.
Sonucun belirsizliği:
Heyecan,
umut,
korku,
cesaret
gibi duyguları yaratıyor.
Sonucu önceden bildiğimiz bir dünyada cesaret kavramı bile değişebilirdi.
Çünkü kaybetmeyeceğini bilen birinin risk alması gerçekten cesaret midir?
Geleceği Bilmek Bizi Daha Mutlu Yapar mıydı?
İlk başta öyle görünebilir.
Yanlış insanlardan uzak dururuz.
Kötü yatırımlardan kaçınırız.
Kazaları önleriz.
Doğru meslekleri seçeriz.
Ama başka bir problem ortaya çıkar:
Sürprizler ortadan kalkar.
Doğum günü hediyesini açmadan biliyorsunuz.
Maçın sonucunu başlamadan biliyorsunuz.
Tatilinizde ne yaşayacağınızı biliyorsunuz.
Tanışacağınız insanları biliyorsunuz.
Hayat giderek yaşanan bir deneyim olmaktan çıkıp daha önce okuduğunuz bir senaryoya dönüşebilir.
Spoiler yemekten şikâyet eden insanlık, bu senaryoda doğrudan kendi hayatının spoiler’ını almış olurdu.
Kötü Bir Geleceği Bilmek Daha Büyük Bir Ceza Olabilir
Geleceği bilmenin en karanlık tarafı ise kaçınılmaz olaylar olurdu.
Bir insan gelecekte:
Bir yakınını kaybedeceğini,
hastalanacağını,
işini kaybedeceğini
veya büyük bir başarısızlık yaşayacağını biliyorsa ne olur?
Olay henüz gerçekleşmemiştir.
Ama insan zihninde çoktan başlamıştır.
Belki de geleceği bilmek acıyı azaltmak yerine uzatırdı.
Bugün kötü olayları bir kez yaşarken böyle bir dünyada onları önce zihnimizde, sonra gerçekte yaşayabilirdik.
Özgür İrade Gerçekten Var mı?
Bu soru felsefenin en eski tartışmalarından birine uzanıyor:
Özgür irade.
Bir görüşe göre insanlar gerçekten seçim yapabilir.
Başka bir görüş olan determinizme göre ise verdiğimiz kararlar önceki nedenlerin sonucudur.
Genetik özelliklerimiz.
Çocukluğumuz.
Deneyimlerimiz.
Çevremiz.
Beynimizin fiziksel durumu.
Bütün bunlar kararlarımızı etkiler.
Eğer gelecekte vereceğimiz kararlar önceden kesin olarak bilinebiliyorsa daha büyük bir soru ortaya çıkar:
Gelecek zaten belirlenmiş midir?
Eğer belirlenmişse onu değiştirebilir miyiz?
Değiştirebiliyorsak gördüğümüz gelecek gerçekten gelecek midir?
Felsefe burada gayet başarılı biçimde basit soruyu daha da zorlaştırıyor. Gelenek bozulmuyor.
Hatalar Olmadan Aynı İnsan Olur muyduk?
Bugün olduğunuz insanı düşünün.
Karakterinizin bir bölümü doğru kararlarınızdan oluşuyor.
Ama önemli bir bölümü de:
Yanlış seçimlerinizden,
başarısızlıklarınızdan,
pişmanlıklarınızdan,
kaybettiğiniz insanlardan,
aldığınız risklerden
geliyor.
Eğer hayatınız boyunca bütün yanlış kararları önceden görüp onlardan kaçınsaydınız belki daha rahat bir hayatınız olurdu.
Ama aynı kişi olur muydunuz?
Muhtemelen hayır.
Çünkü bazı hatalar yalnızca zarar vermez.
Bizi değiştirir.
Geleceği Bilmek Özgürlüğümüzü Artırmak Yerine Azaltabilir
Hayatımızdaki bütün kararların sonucunu önceden bilsek özgür olabilir miydik?
Teknik olarak seçim yapmaya devam edebilirdik.
Ama seçimlerimizin anlamı değişirdi.
Risk azalırdı.
Belirsizlik ortadan kalkardı.
Pişmanlık değişirdi.
Cesaret farklı bir anlam kazanırdı.
Ve hayatımız büyük ölçüde sonuçları önceden bilinen bir hikâyeye dönüşürdü.
Belki özgürlük yalnızca istediğimiz seçeneği seçebilmek değildir.
Sonucunu bilmeden seçim yapabilmek de özgürlüğün bir parçasıdır.
Çünkü hayatı ilginç yapan şeylerden biri geleceğin henüz yazılmamış gibi görünmesidir.
Belki de insanın geleceği görememesi bir eksiklik değil.
Bize verilen en büyük özgürlüklerden biridir.
Son Bir Soru
Önünüzde bir düğme olduğunu düşünün.
Düğmeye bastığınız anda hayatınızda vereceğiniz bütün kararların sonuçlarını görebileceksiniz.
Ama gördüklerinizi bir daha unutamayacaksınız.
O düğmeye basar mıydınız?