Site icon Hedza

Sen Karar Vermeden Önce Beynin Karar Vermiş Olabilir mi?

Sabah alarm çaldı.

Telefonu eline aldın ve birkaç saniye düşündün: “Kalkayım mı, beş dakika daha mı uyuyayım?”

Sonunda alarmı erteledin.

Kararı sen verdin. En azından öyle hissettin.

Peki ya beynin, sen “karar verdim” diye düşünmeden önce harekete geçmişse?

Bir kahve mi çay mı içeceğine, mesajı gönderip göndermeyeceğine, sağa mı sola mı döneceğine karar verdiğini düşündüğün anda beynindeki süreçler çoktan başlamış olabilir mi?

Daha rahatsız edici soruyu soralım:

Eğer beynimiz kararlarımızı biz fark etmeden önce hazırlıyorsa, özgür irade dediğimiz şey gerçekten var mı?

Bu soru yalnızca felsefecilerin yüzyıllardır tartıştığı soyut bir problem değil. Nörobilim, özellikle 20. yüzyılın sonlarından itibaren, insanın karar verme sürecini doğrudan beynin faaliyetlerini ölçerek incelemeye başladı.

Ortaya çıkan sonuçlar ise “Ben karar verdim” dediğimiz o basit cümleyi epey karmaşık hale getirdi.


Karar Verdiğimizi Ne Zaman Fark Ediyoruz?

Bir karar verdiğinde genellikle sürecin şöyle gerçekleştiğini düşünürsün:

Düşünürüm → karar veririm → beynim vücuduma komut gönderir → hareket ederim.

Oldukça mantıklı.

Fakat beynin işleyişi her zaman bu sırayı takip ediyor gibi görünmüyor.

Beynimizde karar verme sürecine katkıda bulunan birçok sistem bulunuyor. Geçmiş deneyimlerimiz, duygularımız, ödül beklentimiz, alışkanlıklarımız ve içinde bulunduğumuz durum sürekli olarak işleniyor.

Bunların büyük bölümünün farkında değiliz.

Bilinçli zihnimiz ise bütün bu süreçlerin yalnızca belirli bir kısmına erişebiliyor.

Bu noktada insanı huzursuz eden ihtimal ortaya çıkıyor:

Belki de bilinç, kararların başlangıç noktası değil; karar sürecinin farkına vardığımız aşamalardan biridir.

Bu fikir özellikle Benjamin Libet’in yaptığı ünlü deneylerle geniş kitlelerin dikkatini çekti.


Benjamin Libet Deneyi

1980’lerde nörofizyolog Benjamin Libet ve çalışma arkadaşları, özgür irade tartışmasının en meşhur deneylerinden birini gerçekleştirdi.

Deneyin temel mantığı şaşırtıcı derecede basitti.

Katılımcılardan istedikleri herhangi bir anda bileklerini veya parmaklarını hareket ettirmeleri isteniyordu. Aynı zamanda beyinlerindeki elektriksel aktivite EEG ile ölçülüyordu.

Katılımcılar ayrıca hareket etmeye yönelik bilinçli isteği ilk fark ettikleri zamanı belirtmeye çalışıyordu.

Araştırmacıların özellikle ilgilendiği şey ise “hazırlık potansiyeli” olarak bilinen beyin aktivitesiydi.

Ve garip olan şuydu:

Beyindeki harekete hazırlıkla ilişkili aktivite, kişinin bilinçli hareket etme isteğini bildirdiği andan yüzlerce milisaniye önce başlayabiliyordu.

Yani kabaca şöyle bir tablo ortaya çıkıyordu:

Beyin hazırlanmaya başlıyor → kişi hareket etmeye karar verdiğinin farkına varıyor → hareket gerçekleşiyor.

İşte ortalık burada karıştı.

Çünkü sonuç ilk bakışta şunu düşündürüyordu:

“Ben karar verdim” dediğimiz anda beynimiz süreci zaten başlatmış olabilir.


Peki Bu Deney Özgür İradenin Olmadığını Kanıtladı mı?

Hayır.

Ve bu ayrım son derece önemli.

Libet deneyleri popüler kültürde zaman zaman “Bilim insanları özgür iradenin olmadığını kanıtladı” şeklinde sunuluyor.

Bilim maalesef manşetlerin istediği kadar kolay çalışmıyor.

Hazırlık potansiyelinin görülmesi, beynin kesin ve geri döndürülemez biçimde “Bu hareket yapılacak” kararını verdiği anlamına gelmeyebilir.

Daha sonraki araştırmalar hazırlık potansiyelinin ne anlama geldiği konusunda farklı açıklamalar ortaya koydu.

Örneğin bu sinyal, belirli bir kararın doğrudan başlangıcı olmak yerine beyindeki sürekli ve kendiliğinden oluşan sinirsel aktivitenin birikmesiyle ilişkili olabilir.

Ayrıca Libet deneylerinde verilen kararlar oldukça basitti:

“İstediğin zaman parmağını hareket ettir.”

Bu durum ile;

“Bu insanla evlenmeli miyim?”

“Başka bir ülkeye taşınmalı mıyım?”

“Bu işi bırakmalı mıyım?”

gibi haftalarca hatta yıllarca düşündüğümüz kararları aynı şeymiş gibi değerlendirmek mümkün değil.

Bir parmağı hareket ettirmekle hayatını değiştirmek arasında, insanlığın şükürler olsun ki fark ettiği kadar büyük bir fark var.


Beynimiz Kararlarımızı Önceden Tahmin Edebiliyor mu?

Libet’ten sonra yapılan bazı deneyler meseleyi daha da ilginç hale getirdi.

Araştırmacılar fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme gibi yöntemlerle insanların beyin aktivitelerini inceleyerek basit seçimlerini bilinçli olarak bildirmelerinden birkaç saniye önce bazı örüntüler yakalamaya çalıştı.

Bazı çalışmalar, katılımcının hangi seçeneği tercih edeceğine ilişkin bilgilerin bilinçli karar bildiriminden önce beyin aktivitesinde istatistiksel olarak tahmin edilebilir olduğunu gösterdi.

Buradaki kelime çok önemli:

Tahmin edilebilir.

“Kesin olarak belirlenmiş” değil.

Araştırmacının bir kararı şanstan daha yüksek doğrulukla tahmin edebilmesi, beynin kararı çoktan kesin biçimde verdiği anlamına gelmez.

Fakat yine de büyüleyici bir ihtimali ortaya çıkarır:

Biz bilinçli olarak karar verdiğimizi fark etmeden önce, beynimiz karar sürecinin bazı aşamalarına başlamış olabilir.


Bilinç Kararların Patronu Değilse Ne?

İnsan zihni kendisini genellikle bir şirketin CEO’su gibi hayal eder.

Bilinç masanın başında oturur.

Seçenekleri değerlendirir.

Karar verir.

Beyin de emri yerine getirir.

Nörobilimden çıkan tablo ise biraz daha dağınık.

Beynin farklı bölgeleri aynı anda duyusal bilgileri, anıları, duyguları, olası ödülleri, riskleri ve geçmiş deneyimleri işleyebilir.

Bilinçli düşünce bütün sistemin tek yöneticisi olmak yerine, bu devasa bilgi işleme sisteminin bir parçası olabilir.

Bu aslında günlük yaşamda düşündüğümüzden daha sık karşımıza çıkar.

Bir insanla tanışırsın ve sebepsiz yere ondan hoşlanmadığını hissedersin.

Bir ürünü diğerinden daha çok istersin ama nedenini açıklayamazsın.

Bir restoranda menüye bakıp uzun uzun düşünür, sonra “İçimden bu geldi” dersin.

Peki o “içinden gelen” şey nereden geldi?

Belki karar sürecinin önemli bölümü bilinçli düşüncenin arkasında çoktan gerçekleşmiştir.


Beynimiz Bizden Ayrı Bir Şey mi?

Burada çok sık yapılan başka bir hata var.

“Beynin senden önce karar veriyor” cümlesi kulağa sanki kafatasımızın içinde bizden bağımsız küçük bir yaratık yaşıyormuş gibi geliyor.

Fakat sen ve beynin iki ayrı varlık değilsiniz.

Beynin karar sürecine senden önce başlamıyor.

Çünkü beynin zaten senin biyolojik varlığının bir parçası.

Asıl soru şudur:

Kararlarımızın ne kadarı bilinçli farkındalık içerisinde gerçekleşiyor?

Bu çok daha doğru ve çok daha ilginç bir sorudur.

Özgür irade tartışmasını “Ben mi karar verdim, beynim mi?” seviyesine indirmek aslında yanlış bir ikilik yaratır.

Çünkü “ben” dediğimiz şeyin kendisi zaten beynin, bedenin, geçmiş deneyimlerin, hafızanın ve çevreyle kurulan ilişkinin sonucudur.


Bilinçdışı Süreçler Kararlarımızı Ne Kadar Etkiliyor?

Muhtemelen düşündüğümüzden daha fazla.

İnsan beyni her saniye büyük miktarda bilgiyi işler ve bunların yalnızca küçük bir bölümü bilinçli farkındalığımıza ulaşır.

Karar verirken;

geçmiş deneyimlerimiz, alışkanlıklarımız, korkularımız, beklentilerimiz, içinde bulunduğumuz sosyal ortam ve o anki duygusal durumumuz etkili olabilir.

Hatta açlık ve yorgunluk gibi bedensel durumlar bile değerlendirmelerimizi değiştirebilir.

Fakat karar verdiğimiz anda bütün bu değişkenlerin listesini görmeyiz.

Bunun yerine bilinç bize oldukça temiz bir hikâye sunabilir:

“Bunu seçtim çünkü bunu istedim.”

Belki gerçekten istedin.

Ama neden istediğin çok daha karmaşık olabilir.


Özgür İrade Gerçekten Var mı?

İşte milyon dolarlık soru.

Ve henüz üzerinde bilimsel ve felsefi bir uzlaşma yok.

Özgür irade tartışmasında birkaç temel yaklaşım bulunuyor.

Bir görüşe göre evrendeki olaylar önceki fiziksel koşulların sonucudur. Eğer insan beyni de fiziksel bir sistemse, düşüncelerimiz ve kararlarımız da önceki nedenlerin sonucu olabilir.

Bu yaklaşım bizi determinizm problemine götürür.

Ancak bazı filozoflar özgür irade ile nedenselliğin birbirini tamamen dışlamak zorunda olmadığını savunur.

Bu görüşe genellikle bağdaşırcılık (compatibilism) denir.

Bu yaklaşıma göre özgür olmak için kararlarımızın hiçbir nedeni olmaması gerekmez.

Aksine bir karar;

kişiliğimizden, değerlerimizden, düşüncelerimizden ve isteklerimizden kaynaklanıyorsa, bu karar yine de anlamlı biçimde bizim kararımız olabilir.

Çünkü tamamen nedensiz bir kararın daha özgür olup olmayacağı da ayrı bir problemdir.

Kararının hiçbir nedeni yoksa, bu kez özgür olmaktan çok rastgele davranıyor olabilirsin.

İnsan zihni yine kendi kurduğu sorunun içinde sıkışmayı başarmıştır.


Eğer Her Şey Beyinde Gerçekleşiyorsa Sorumluluk Ne Olacak?

Bu tartışmanın yalnızca felsefi bir eğlence olmadığını gösteren noktalardan biri burada.

Eğer davranışlarımız biyoloji, genetik, çevre, geçmiş deneyimler ve bilinçdışı süreçlerden etkileniyorsa insanların davranışlarından ne kadar sorumlu olduğunu nasıl değerlendirmeliyiz?

Bu soru hukuk, psikoloji ve etik açısından oldukça önemlidir.

Fakat beynimizin davranışlarımız üzerinde etkili olması otomatik olarak;

“Kimse hiçbir şeyden sorumlu değildir.”

sonucunu doğurmaz.

İnsan beyni yalnızca dürtüler üreten bir sistem değildir.

Aynı zamanda geleceği değerlendirebilir, davranışlarını değiştirebilir, sonuçları öğrenebilir ve kendi düşüncelerini gözlemleyebilir.

Başka bir ifadeyle insanın davranışını etkileyen nedenlerin bulunması, düşünmenin ve özdenetimin anlamsız olduğu anlamına gelmez.

Aksine düşünmek de beynin yaptığı şeylerden biridir.


Kararlarımızı Değiştirebilir miyiz?

Belki de özgür irade tartışmasının en pratik tarafı burada yatıyor.

Bir düşüncenin bilinçdışı biçimde başlamış olması, onun mutlaka davranışa dönüşeceği anlamına gelmez.

Aklına öfkeli bir mesaj yazmak gelebilir.

Mesajı yazarsın.

Sonra birkaç saniye beklersin.

Ve silersin.

İlk dürtünün nereden geldiğini seçmemiş olabilirsin.

Ama ona nasıl tepki verdiğin ayrı bir süreçtir.

Libet’in kendisi de bu noktada “veto” fikrine önem vermişti. Bilincin hareketi başlatmasa bile başlamış bir davranışı engelleme konusunda rol oynayabileceğini düşünüyordu.

Bu düşüncenin kendisi de tartışmalıdır, ancak özgür irade probleminin neden yalnızca “Beyin önce sinyal verdi, konu kapandı” şeklinde çözülemeyeceğini gösterir.


“Ben” Dediğimiz Şey Aslında Nedir?

Belki de bütün tartışmanın altında bundan daha büyük bir soru yatıyor.

“Ben” kimim?

Bilinç mi?

Beyin mi?

Anılarım mı?

Kararlarım mı?

Bedenim mi?

Bunların hepsi mi?

Bir karar beyninde bilinçli farkındalığından önce oluşmaya başlıyorsa, bunu “senin vermediğin bir karar” olarak mı değerlendirmeliyiz?

Yoksa bilinçdışı beyin süreçlerini de “sen” dediğimiz sistemin bir parçası olarak mı görmeliyiz?

İkinci ihtimal, tartışmanın şeklini tamamen değiştiriyor.

Belki mesele:

“Kararları ben mi veriyorum, beynim mi?”

değildir.

Belki asıl mesele:

“Karar verme sürecimin ne kadarının farkındayım?”

sorusudur.


Karar Verdiğimiz An Belki de Sandığımız Kadar Net Değil

Günlük hayatta kararları tek bir anmış gibi düşünürüz.

“Kararımı verdim.”

Fakat beynin işleyişi açısından karar verme, tek bir düğmeye basılması yerine zamana yayılan bir süreç olabilir.

Bilgi toplanır.

Alternatifler değerlendirilir.

Geçmiş deneyimler devreye girer.

Duygusal tepkiler oluşur.

Bazı seçenekler güçlenirken diğerleri zayıflar.

Ve bu sürecin belirli bir noktasında bilinçli olarak:

“Tamam, bunu yapacağım.”

deriz.

Belki de farkındalığımız kararın başlangıç çizgisi değil, uzun süredir devam eden bir sürecin görünür hale geldiği noktadır.

Bu durumda özgür irade ortadan kaybolmak zorunda değildir.

Fakat özgür iradenin ne olduğunu yeniden düşünmemiz gerekir.


Kararı Sen mi Verdin, Yoksa Karar Sana mı Geldi?

Nörobilim bize henüz “özgür irade vardır” veya “özgür irade yoktur” şeklinde kesin bir cevap vermiyor.

Libet deneyleri ve daha sonraki çalışmalar, beynimizdeki bazı karar süreçlerinin bilinçli farkındalığımızdan önce başlayabildiğine dair önemli bulgular ortaya koydu.

Fakat bundan bütün kararlarımızın önceden belirlendiği sonucunu çıkarmak mümkün değil.

Belki özgür iradeyi yanlış yerde arıyoruz.

Özgür olmak, zihnimizde ortaya çıkan her düşüncenin başlangıcını bilinçli olarak seçmek anlamına gelmeyebilir.

Belki özgürlüğün daha anlamlı kısmı;

düşüncelerimizi değerlendirebilmek, dürtülerimizi sorgulayabilmek, sonuçları öngörebilmek ve gerektiğinde davranışımızı değiştirebilmekte yatıyor.

Çünkü beynin sen fark etmeden önce bir seçenek üzerinde çalışmaya başlamış olabilir.

Ama sen de beyninden ayrı değilsin.

Ve belki bundan sonra bir karar verdiğinde kendine sorabileceğin en ilginç soru şudur:

“Bu kararı neden verdim?”

Ardından daha rahatsız edici olanı gelir:

“Peki verdiğim cevabın gerçek neden olduğundan nasıl emin olabilirim?”

İşte insan zihniyle ilgili sorun bu.

Bir soruyu cevapladığını sanırken iki yeni soru üretmekte olağanüstü yetenekli.

Exit mobile version