Bir İnsan Tamamen Yalnız Yaşarsa Zihni Nasıl Değişir?
Bir sabah uyandığınızı düşünün.
Telefon yok.
Mesaj yok.
İş arkadaşları yok.
Komşular yok.
Gün boyunca konuşabileceğiniz tek bir insan bile yok.
Bir insan tamamen yalnız yaşarsa zihni nasıl değişir?
1. İlk Günlerde Yalnızlık Hatta Güzel Gelebilir
Kalabalık bir hayat yaşayan biri için yalnızlık başlangıçta oldukça rahatlatıcı olabilir.
Toplantılar yok.
Mesajlar yok.
Sosyal beklentiler yok.
Kimse:
“Bir şey mi oldu, sessizsin?”
diye sormuyor.
İnsan kendi programını tamamen kendisi belirleyebiliyor.
Özellikle yalnızlığı bilinçli olarak seçen kişiler için bu dönem dinlenme, düşünme ve yaratıcılık açısından olumlu olabilir.
Bu nedenle yalnızlık ile sosyal izolasyonu birbirinden ayırmak gerekir.
Tek başına olmak fiziksel bir durumdur.
Yalnız hissetmek ise psikolojik bir deneyimdir.
Bir insan tek başına yaşayıp gayet iyi hissedebilir. Başka biri yüzlerce insanın arasında yaşarken son derece yalnız hissedebilir.
Asıl mesele kaç kişinin çevrenizde olduğu değil, anlamlı sosyal bağlara sahip olup olmadığınızdır.
2. Bir Süre Sonra Beyin İnsan Aramaya Başlayabilir

İnsan sosyal bir türdür.
Binlerce yıl boyunca başka insanlarla birlikte yaşamak hayatta kalmanın önemli bir parçasıydı.
Grup demek:
Korunma.
Yiyecek paylaşımı.
Bilgi.
Çocuk bakımı.
Tehlikelere karşı destek.
Dolayısıyla sosyal bağlantı beynimiz için yalnızca eğlenceli bir ekstra değildir.
Uzun süre anlamlı sosyal etkileşimden mahrum kalmak bazı insanlarda stres, yalnızlık hissi ve psikolojik sıkıntıyla ilişkilendirilebilir.
İlginç olan şu:
Bir süre sonra zihniniz çevrede sosyal işaretler aramaya başlayabilir.
Bir ses duyarsınız.
“Birisi mi var?”
Pencereden bir gölge geçer.
Bir an insan sandınız.
Beyin sürekli çevreyi yorumlamaya devam eder.
Çünkü milyonlarca yıllık sistem:
“Burada başka insanlar olması gerekmiyor muydu?”
diye soruyordur.
3. Kendi Kendine Konuşmak Artabilir

Uzun süre yalnız kalan insanların kendi kendilerine daha fazla konuşması şaşırtıcı değildir.
Ama burada önemli bir ayrıntı var:
Kendi kendine konuşmak tek başına psikolojik bir sorun değildir.
İnsanlar zaten günlük yaşamda bunu sık sık yapar.
“Telefonu nereye koydum?”
“Önce şunu yapayım.”
“Hayır, bunu unutmamam lazım.”
gibi.
Yalnızlık arttığında dışarıdaki konuşma miktarı azalacağı için iç konuşmanın veya sesli düşünmenin daha belirgin hale gelmesi mümkün.
Hatta bazı insanlar:
Bitkileriyle,
evcil hayvanlarıyla,
nesnelerle
konuşmaya başlayabilir.
Bir noktadan sonra kahve makinesine:
“Bugün beni üzme.”
demek düşündüğümüzden daha insani bir davranış.
Kahve makinesinin cevap vermeye başlaması ise başka bir yazının konusu.
4. Zaman Algısı Garipleşebilir

Düşünün:
Pazartesi ile cumartesi arasında hiçbir fark yok.
İşe gitmiyorsunuz.
Kimseyle buluşmuyorsunuz.
Hafta sonu planınız yok.
Doğum günü yok.
Toplantı yok.
Saat 17.00’nin özel bir anlamı yok.
Bu durumda zamanı neyle ölçersiniz?
Günlük hayatımızdaki sosyal etkinlikler aslında zamanı düzenleyen görünmez işaretlerdir.
“Pazartesi işe gidiyorum.”
“Çarşamba spor var.”
“Cuma arkadaşlarla buluşuyorum.”
gibi.
Bu işaretler ortadan kalktığında günler birbirine benzeyebilir.
Özellikle kapalı veya monoton ortamlarda uzun süre kalan insanların zaman algısında değişimler görülebilir.
Bir hafta inanılmaz hızlı geçmiş gibi hissedebilir.
Ya da tek bir gün sonsuza kadar sürmüş gibi.
Takvim hâlâ çalışıyor.
Beynin takvimle anlaşması biraz bozuluyor.
5. Uyku Düzeni Değişebilir

Sosyal hayat aynı zamanda biyolojik ritmimizi de dolaylı biçimde düzenler.
Sabah işe gitmek.
Okula yetişmek.
Akşam yemek yemek.
İnsanlarla belirli saatlerde görüşmek.
Bunların tamamı günlük rutinin parçalarıdır.
Tamamen yalnız ve özellikle doğal ışığın sınırlı olduğu bir ortamda yaşayan bir kişinin uyku düzeni bozulabilir.
Daha geç yatmaya başlayabilir.
Gündüz uyuyabilir.
Gece uyanık kalabilir.
Öğün saatleri kayabilir.
Bir süre sonra:
“Saat kaç?”
sorusundan daha tehlikeli olan:
“Bugün günlerden ne?”
sorusu ortaya çıkabilir.
6. Küçük Seslere Karşı Daha Hassas Hale Gelebilirsiniz

Normal şehir hayatında beynimiz sürekli ses filtreliyor.
Arabalar.
İnsan konuşmaları.
Kapılar.
Telefonlar.
Müzik.
Ayak sesleri.
Bir süre çok sessiz bir yerde yaşadığınızda çevredeki küçük sesler çok daha belirgin hale gelebilir.
Tahtanın çatırdaması.
Rüzgâr.
Bir hayvan sesi.
Borudan gelen titreşim.
Normalde önemsemeyeceğiniz bir ses bir anda dikkatinizi çekebilir.
Bu özellikle gece ilginç hale gelir.
Saat 03.17.
Evden:
“Tak.”
diye bir ses geldi.
Şehirde yaşayan beyin:
“Bina sesi.”
Tamamen yalnız yaşayan beyin:
“Demek sonunda geldiler.”
Kim olduklarını bilmiyoruz.
Beyin senaryoyu sonra tamamlar.
7. Sosyal Beceriler Biraz “Paslanabilir”

Aylar boyunca kimseyle konuşmadığınızı düşünün.
Sonra bir anda başka bir insanla karşılaşıyorsunuz.
Normalde otomatik yaptığınız şeyler garip gelebilir.
Göz teması.
Konuşma sırasını ayarlamak.
Karşı tarafın mimiklerini okumak.
Ne kadar yakın durmanız gerektiğini anlamak.
Sohbet başlatmak.
Şaka yapmak.
Bunların çoğu sürekli kullandığımız sosyal becerilerdir.
Uzun süre kullanılmadıklarında insan kendisini sosyal ortamlarda daha rahatsız veya beceriksiz hissedebilir.
Bu, becerilerin tamamen kaybolduğu anlamına gelmez.
Yeniden sosyal etkileşim başladığında çoğu kişi tekrar uyum sağlayabilir.
Ama ilk konuşmanın şöyle olması ihtimali var:
“Merhaba.”
“Merhaba.”
“…”
“…”
“Ben uzun süredir insan görmedim.”
Muhtemelen en güçlü açılış cümlesi değil.
8. Hafıza ve Dikkat Etkilenebilir mi?

Uzun süreli sosyal izolasyon ve yalnızlık, araştırmalarda bilişsel sağlıkla da ilişkilendiriliyor.
Ancak burada önemli bir uyarı gerekiyor:
Yalnızlık doğrudan ve kaçınılmaz biçimde hafızayı bozar demek doğru değildir.
Yaş, fiziksel aktivite, uyku, depresyon, sağlık durumu ve yaşam tarzı gibi pek çok faktör aynı anda etkili olabilir.
Bununla birlikte sosyal etkileşim beynin oldukça karmaşık biçimde çalışmasını gerektirir.
Bir sohbet sırasında:
Karşınızdakini dinlersiniz.
Ne söylediğini hatırlarsınız.
Mimiklerini yorumlarsınız.
Cevap hazırlarsınız.
Bağlamı takip edersiniz.
Sosyal hayat bu açıdan zihinsel bir egzersizdir.
Tam izolasyon bu tür günlük zihinsel uyarımı azaltabilir.
9. İnsan Olmayan Şeylere İnsan Özellikleri Vermeye Başlayabiliriz

Bu bölüm özellikle ilginç.
İnsan beyni çevresindeki şeylere niyet ve kişilik yüklemeye oldukça yatkın.
Robotlara isim veriyoruz.
Arabalarımıza kızıyoruz.
Bilgisayarımıza yalvarıyoruz.
Evcil hayvanlarımızın ne düşündüğünü tahmin ediyoruz.
Uzun süre yalnızlık yaşandığında bu eğilim daha dikkat çekici hale gelebilir.
Bir kişi evindeki nesnelerle konuşabilir.
Bir hayvanı sosyal partner gibi görebilir.
Bir yapay zekâ veya kayıtlı sesle duygusal bağ geliştirebilir.
Bu tamamen anlamsız değil.
Beyin sosyal etkileşim arıyor.
Ortada insan yoksa elindeki malzemeyle çalışıyor.
İnsan zihni boşluğu sevmiyor.
Özellikle sosyal boşluğu.
10. Hayal Gücü Daha Güçlü Hale Gelebilir

Yalnızlığın her etkisi olumsuz değildir.
Dışarıdan gelen uyaranların azalması bazı kişilerde iç dünyaya daha fazla yönelmeye neden olabilir.
Daha fazla:
Hayal kurabilirler.
Yazabilirler.
Çizebilirler.
Düşünebilirler.
Geçmişlerini değerlendirebilirler.
Yeni fikirler üretebilirler.
Tarih boyunca bazı sanatçılar, yazarlar ve düşünürler bilinçli yalnızlık dönemlerini üretkenlik için kullanmıştır.
Çünkü sürekli bildirim, konuşma ve sosyal uyarıcı olmadığında zihnin dolaşabileceği alan artar.
Fakat burada yine aynı ayrım önemli:
Seçilmiş yalnızlık ile zorunlu izolasyon aynı psikolojik deneyim değildir.
“Bu hafta sonu yalnız kalıp kitabımı yazacağım.”
ile:
“Önümüzdeki altı ay boyunca hiçbir insanla görüşemeyeceksin.”
aynı deney değil.
Birincisi huzur olabilir.
İkincisi ciddi bir psikolojik yük haline gelebilir.
11. Uzun Süreli İzolasyonda Ruh Hali Değişebilir

İzolasyon uzadıkça bazı kişilerde:
Kaygı,
üzüntü,
motivasyon kaybı,
sinirlilik,
stres
ve depresif belirtiler ortaya çıkabilir veya artabilir.
Özellikle yalnızlık kişinin kendi tercihi değilse psikolojik etkiler daha ağır hissedilebilir.
Burada önemli olan nokta şu:
İnsanların yalnızlığa verdiği tepki aynı değildir.
Bir kişi haftalarca yalnız kalmaktan keyif alabilir.
Başka biri birkaç gün içinde yoğun sosyal ihtiyaç hissedebilir.
Kişilik, yaşam koşulları, geçmiş deneyimler ve yalnızlığın nedeni sonucu ciddi biçimde etkiler.
12. Olmayan Sesler Duymak Mümkün mü?

En merak uyandıran sorulardan biri bu.
Aşırı ve uzun süreli izolasyon, özellikle duyusal yoksunluk, uyku bozukluğu veya yoğun stres gibi başka faktörlerle birleştiğinde bazı kişilerde algısal bozulmalar görülebilir.
İnsan olmayan bir sesi insan sesi sanabilir.
Gölgeler daha anlamlı görünebilir.
Çevrede birinin bulunduğu hissine kapılabilir.
Ağır koşullarda halüsinasyon benzeri deneyimler de yaşanabilir.
Ancak:
“Yalnız kalan herkes sonunda halüsinasyon görür.”
demek kesinlikle yanlış olur.
Bu durum kişinin psikolojik ve fiziksel koşullarına, izolasyonun süresine ve ortamın özelliklerine bağlıdır.
Hollywood doğal olarak yalnız insanı üçüncü gecede duvarlarla konuşurken göstermeyi tercih ediyor.
Gerçek psikoloji daha karmaşık.
13. Antarktika’da Yaşayan İnsanlar Bize Ne Öğretiyor?
Tam izolasyonun etkilerini araştırmak etik olarak oldukça zor.
Bir grup insanı:
“Bilim için sizi bir yıl yalnız bırakacağız.”
diye kapatamazsınız.
Ama dünyada doğal olarak izole ortamlarda yaşayan gruplar var.
Antarktika araştırma istasyonlarındaki ekipler bunlardan biri.
Kış aylarında bazı istasyonlarda insanlar aylar boyunca küçük bir grupla sınırlı alanda yaşar.
Aşırı soğuk.
Uzun karanlık dönemleri.
Sınırlı sosyal çevre.
Dış dünyadan fiziksel uzaklık.
Bu koşullar uzay görevlerinin psikolojisini anlamak için de inceleniyor.
Çünkü Mars’a giden astronotların yaşayacağı problemlerden biri yalnızca radyasyon veya yerçekimi olmayacak.
Aylarca aynı birkaç insanla kapalı bir kutuda yaşamak da problem olacak.
Mars’a gitmek kolay kısmı olabilir.
Altıncı ayda bulaşıkları kimin yıkayacağı daha ciddi meseleye dönüşebilir.
14. Tek Başına Okyanusta Aylarca Kalan İnsanlarda Ne Oluyor?
Aylar boyunca çevrenizde hiçbir insan olmayabilir.
Ancak burada tam duyusal yoksunluk yoktur.
Deniz var.
Hava değişiyor.
Tekne sürekli bakım gerektiriyor.
Navigasyon gerekiyor.
Tehlikeler var.
Yani beyin sürekli meşgul.
Bu bize önemli bir ayrıntı gösteriyor:
Yalnızlık ile hareketsizlik aynı şey değildir.
Bir insan yalnız olabilir ama zihinsel ve fiziksel olarak son derece aktif kalabilir.
Bu da izolasyon deneyimini ciddi biçimde değiştirebilir.
15. Bir İnsan Gerçekten Tamamen Yalnız Yaşamaya Alışabilir mi?

Kısmen.
İnsan beyni son derece uyumlu.
Yeni rutinler oluşturabilir.
Sessizliğe alışabilir.
Kendi kendine eğlenmenin yollarını bulabilir.
Günlük görevlerden anlam çıkarabilir.
Fakat “alışmak”, sosyal ihtiyaçların tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez.
İnsanların büyük bölümü anlamlı sosyal bağlantılardan fayda görür.
Üstelik sosyal ihtiyaç yalnızca konuşmak değildir.
Birinin sizi tanıması.
Deneyimlerinizi paylaşmak.
Dokunmak.
Birlikte gülmek.
Başka bir zihnin sizin varlığınızın farkında olduğunu bilmek.
Bunların tamamı sosyal deneyimin parçalarıdır.
Yalnızlık Beyni Kalıcı Olarak Değiştirir mi?

Bu soruya:
“Evet, şu kadar günde kalıcı değişim olur.”
şeklinde cevap vermek doğru olmaz.
Yalnızlığın etkileri kişiden kişiye ciddi biçimde değişebilir.
Süre önemlidir.
Yaş önemlidir.
Yalnızlığın gönüllü olup olmadığı önemlidir.
Fiziksel aktivite önemlidir.
Uyku önemlidir.
Başka insanlarla uzaktan bile olsa iletişim kurulup kurulmadığı önemlidir.
Ayrıca yalnız yaşamak ile sosyal olarak izole olmak kesinlikle aynı şey değildir.
Tek başına yaşayan biri her gün arkadaşlarıyla, ailesiyle ve iş arkadaşlarıyla iletişim kurabilir.
Dolayısıyla yalnız yaşamak otomatik olarak zihinsel sağlık problemi anlamına gelmez.
Asıl risk uzun süreli ve istenmeyen sosyal izolasyondur.
Tamamen Yalnız Kalan Bir İnsan En Çok Neyi Özler?

İlk tahmin genellikle konuşmak.
Ama mesele bundan daha derin olabilir.
İnsanlar yalnızca bilgi alışverişi yapmak için konuşmaz.
Deneyimlerini doğrulamak için de başka insanlara ihtiyaç duyar.
Çok güzel bir manzara gördüğünüzü düşünün.
Yanınızdaki insana dönüp:
“Şuna bak.”
demek istersiniz.
Komik bir şey olduğunda birine anlatmak istersiniz.
Kötü bir şey olduğunda birinin:
“Anlıyorum.”
demesini istersiniz.
Belki de uzun süreli izolasyonun en garip tarafı sessizlik değildir.
Yaşadığınız şeylere tanıklık edecek başka bir insanın olmamasıdır.
İnsan Hiç İnsan Görmeden Kaç Yıl Yaşayabilir?

Bunun için bilimsel olarak belirlenmiş bir psikolojik süre sınırı yok.
Bir insanın fiziksel ihtiyaçları karşılanıyorsa teorik olarak uzun süre tek başına yaşayabilmesi mümkündür.
Tarihte münzeviler, denizciler, kazazedeler ve son derece izole bölgelerde yaşayan insanlar bunun örneklerini oluşturmuştur.
Ancak:
Hayatta kalmak ile psikolojik olarak iyi durumda olmak aynı şey değildir.
Bir insan yıllarca yaşayabilir.
Ama zihinsel durumunun nasıl etkileneceği tamamen farklı bir sorudur.
Son Bir Soru: Ne Kadar Dayanabilirdin?

Bir deney için size tamamen güvenli, konforlu bir dağ evi veriliyor.
Yiyecek sınırsız.
Elektrik var.
Kitaplar var.
Filmler var.
Müzik var.
Bahçe var.
İstediğiniz kadar spor yapabilirsiniz.
Ama:
İnternet yok.
Telefon yok.
Başka insan yok.
Ve deney boyunca hiç kimseyle konuşamazsınız.
Seçenekleriniz:
A) 3 gün
B) 1 hafta
C) 1 ay
D) 6 ay
E) 1 yıl
İlk hafta muhtemelen tatil gibi gelir.
Birinci ayda bitkilere isim vermeye başlayabilirsiniz.
Altıncı ayda salon lambasıyla aranızdaki tartışmada kimin haklı olduğunu değerlendirmek biraz daha zor olabilir.


