İnsanlar Uyumak Zorunda Olmasaydı Fazladan 30 Yılı Nasıl Kullanırdık?
Bir gece yatağa giriyorsunuz.
Sonra insanlık tarihinin en tuhaf haberi geliyor:
Artık uyumaya ihtiyacımız yok.
İlk düşünce muhtemelen:
“Günde sekiz saat kazandım!”
olurdu.
Peki insanlık bir gecede bu zamanı geri kazansaydı ne olurdu?
Gelin insanlar uyumak zorunda olmasaydı hayat nasıl değişirdi sorusunun peşine düşelim.
İlk Gece Ne Olurdu?

Saat 23.30.
Normalde yatağa gidiyorsunuz.
Ama uykunuz yok.
Saat 01.00.
Hâlâ tamamen enerjiksiniz.
03.00.
Hiçbir sorun yok.
05.00.
Güneş doğuyor.
Ve ilk kez:
“Dün hiç bitmedi.”
hissini yaşıyorsunuz.
İnsanların büyük bölümü ilk gecelerini muhtemelen oldukça verimsiz geçirirdi.
Film izlemek.
Oyun oynamak.
Arkadaşlarla buluşmak.
Sosyal medyada dolaşmak.
Gece yürüyüşüne çıkmak.
Ev temizlemek.
Saat 04.17’de yıllardır açılmayan çekmeceyi düzenlemek.
İnsanlığa 30 yıl hediye edilmiş.
İlk dört saati kısa videolara gitmiş.
Şaşırtıcı değil.
Gece ve Gündüz Ayrımı Anlamını Kaybeder miydi?

Büyük ölçüde değişirdi.
Bugün şehirlerin temel ritmi uyku üzerine kuruludur.
Sabah insanlar uyanır.
İşe gider.
Akşam eve döner.
Gece şehir yavaşlar.
Ama kimse uyumak zorunda değilse neden bütün toplum aynı saatlerde aktif olsun?
Bazı insanlar:
06.00-14.00
arasında çalışabilir.
Bazıları:
14.00-22.00.
Bazıları ise:
22.00-06.00.
Gece vardiyası artık “zor vardiya” olmaktan çıkabilir.
Şehirler gerçek anlamda 24 saat yaşayan sistemlere dönüşebilirdi.
Bankalar.
Marketler.
Spor salonları.
Restoranlar.
Kütüphaneler.
Üniversiteler.
Toplu taşıma.
Hepsi gece gündüz açık olabilir.
“Çalışma saatleri” kavramı bile yeniden tanımlanırdı.
Trafik Problemi Azalabilir miydi?

İlginç biçimde evet.
Bugün milyonlarca insan yaklaşık aynı saatlerde işe gidiyor.
Sonuç:
Sabah trafiği.
Akşam trafiği.
Ve direksiyon başında hayat seçimlerini sorgulayan milyonlarca insan.
Uyku zorunluluğu kalkarsa çalışma saatleri günün tamamına yayılabilir.
Bir kişi gece 02.00’de işe başlar.
Başka biri 08.00’de.
Diğeri 16.00’da.
Böylece şehirlerdeki insan hareketi 24 saate dağıtılabilir.
Yoğun saatler azalabilir.
Toplu taşıma daha dengeli kullanılabilir.
Fakat bunun gerçekleşmesi için şirketlerin de esnek çalışma sistemlerine geçmesi gerekir.
İnsanlık fiziksel olarak uykudan kurtulup yine herkesi sabah 08.30’da ofise çağırırsa evrimsel fırsatı biraz boşa harcamış oluruz.
İnsanlar Daha Fazla mı Çalışırdı?

İşte senaryonun biraz rahatsız edici kısmı.
İlk başta insanlar:
“Sekiz saat fazladan özgür zamanımız var!”
diye sevinebilir.
Sonra şirketler:
“Sekiz saat mi dediniz?”
diye toplantı daveti gönderir.
Bugünkü sekiz saatlik iş günü, insanların günün geri kalanında uyuması, dinlenmesi ve özel hayatını sürdürmesi gereken bir dünyada oluştu.
Uyku tamamen ortadan kalkarsa ekonomik sistem üzerinde çalışma sürelerini artırma baskısı oluşabilir.
8 saatlik iş günü:
10 saate.
12 saate.
Belki bazı sektörlerde daha fazlasına çıkabilir.
Bu nedenle uykunun ortadan kalkması otomatik olarak daha fazla boş zaman yaratmaz.
Sadece daha fazla kullanılabilir zaman yaratır.
O zamanın kime ait olacağı ise toplumsal bir mücadeleye dönüşebilir.
Okullar Nasıl Değişirdi?

Çocukların da uyumaya ihtiyacı olmadığını düşünelim.
Bir anda eğitim için inanılmaz miktarda zaman ortaya çıkar.
Ama bunun:
“Çocukları 16 saat okula gönderelim.”
şeklinde yorumlanması eğitim tarihinin en karanlık fikirlerinden biri olurdu.
Bunun yerine okul daha esnek hale gelebilir.
Örneğin:
4 saat akademik eğitim.
2 saat spor.
2 saat sanat.
Sosyal etkinlikler.
Serbest öğrenme.
Projeler.
Oyun.
Çocuklar zaman sıkıntısı yaşamadan çok daha fazla alan keşfedebilir.
Bir öğrenci aynı anda:
Müzik öğrenebilir.
Kodlama yapabilir.
Sporla ilgilenebilir.
Yabancı dil öğrenebilir.
Ve hâlâ arkadaşlarıyla vakit geçirebilir.
Uykunun ortadan kalkması eğitimi gerçekten dönüştürebilecek fırsatlardan biri olurdu.
Yeter ki yetişkinler ortaya çıkan bütün boşlukları sınavla doldurmasın.
Ki insanlık geçmiş performansıyla bu konuda biraz şüphe uyandırıyor.
Fazladan 30 Yılda Kaç Yeni Şey Öğrenebilirdik?

İşte senaryonun güzel tarafı.
Günde fazladan sekiz saatiniz var.
Bunun yalnızca iki saatini öğrenmeye ayırsanız bile yılda yaklaşık:
730 saat
eder.
10 yılda:
7.300 saat.
Bir insan bu sürede birkaç yabancı dil öğrenebilir.
Bir müzik aletinde ciddi seviyeye gelebilir.
Yeni meslek edinebilir.
Üniversite eğitimi alabilir.
Binlerce kitap okuyabilir.
Sanat öğrenebilir.
Bilimle ilgilenebilir.
Bir konuda uzmanlaşabilir.
Ve hâlâ fazladan zamanı kalabilir.
“Vaktim yok.”
cümlesi insanlığın en büyük bahanesi olmaktan çıkardı.
Yerine mutlaka başka bir bahane bulurduk.
Bu konuda türümüze güveniyorum.
Sosyal Medyada Geçirdiğimiz Süre Ne Olurdu?

Biraz korkutucu düşünce.
Bugün insanlar zaten günlerinin önemli bölümünü telefonlarında geçiriyor.
Şimdi sekiz saat daha veriyoruz.
Sosyal medya platformları gece 02.00 ile sabah 06.00 arasındaki yeni kullanıcı davranışları için özel içerikler geliştirebilir.
“Gece algoritması” gibi kavramlar ortaya çıkabilir.
İçerik üreticileri 24 saat yayın yapabilir.
Canlı yayınlar hiç durmayabilir.
Ve insanlık kendisine verilen fazladan 30 yılın yedisini:
“Bir video daha.”
diyerek geçirebilir.
Teknolojik ilerleme bazen trajikomik bir verimlilik problemi.
Sinema ve Diziler Tamamen Değişirdi

İnsanların daha fazla boş zamanı varsa eğlence sektörü büyür.
Filmler daha uzun olabilir.
Diziler daha fazla bölüm üretebilir.
Gece sinemaları yaygınlaşabilir.
24 saat açık tiyatrolar olabilir.
Saat 03.30’da konsere gitmek garip karşılanmaz.
Sanatçılar farklı saat dilimlerinde performans verebilir.
Şehirlerde gece kültürü bugünkünden çok daha büyük hale gelir.
Belki:
“Akşam dışarı çıkalım mı?”
yerine:
“Hangi akşam?”
demeye başlarız.
Çünkü dün ile bugün arasındaki sınır psikolojik olarak bulanıklaşır.
İnsan İlişkileri Nasıl Değişirdi?

Çiftlerin birbirleriyle geçirebileceği zaman artardı.
Aileler daha fazla birlikte olabilir.
Arkadaşlıklar için daha fazla zaman bulunabilir.
Kulağa harika geliyor.
Ama küçük bir sorun var.
İnsanlar birbirlerinden kaçmak için uykuyu da kullanıyor.
Bugün:
“Ben yatıyorum.”
sosyal olarak kabul edilebilir bir konuşma bitirme yöntemidir.
Uyku yoksa?
“Ben artık sekiz saat boyunca seninle konuşmak istemiyorum.”
demek gerekebilir.
İnsanlık duygusal iletişim konusunda beklenmedik bir hızlandırılmış kursa girerdi.
Gece Hayatı Diye Bir Şey Kalır mıydı?

Aslında bütün hayat gece hayatına dönüşebilir.
Saat 02.00’de:
Market açık.
Restoran açık.
Kütüphane açık.
Spor salonu açık.
Müze açık.
Toplu taşıma çalışıyor.
İnsanlar işe gidiyor.
Çocuklar belki belirli etkinliklere katılıyor.
Şehirler hiçbir zaman tamamen sessizleşmiyor.
Bu durumda “gece” yalnızca Güneş’in görünmediği dönem olur.
Sosyal anlamını büyük ölçüde kaybedebilir.
Suç Oranları Azalır mıydı?

Gece suçlarının bir kısmı karanlık ve sokakların boş olmasından yararlanır.
Ama artık sokaklar hiç boş değil.
Saat 03.00’te:
İnsanlar işe gidiyor.
Kafeler açık.
Toplu taşıma çalışıyor.
Polis ve güvenlik görevlileri aktif.
Bu durum bazı suçları azaltabilir.
Ancak suç tamamen ortadan kalkmaz.
Sadece zaman dağılımı değişir.
Suçlular da biyolojik güncellemeyi aldı sonuçta.
Uzay Araştırmaları Hızlanabilir miydi?

Evet.
Özellikle insanlı uzay görevlerinde uyku ihtiyacının ortadan kalkması önemli avantaj yaratır.
Astronotların zamanının üçte biri uykuya ayrılmaz.
Uzay araçlarında uyku alanlarına daha az ihtiyaç olabilir.
Uzun görevlerde ekipler sürekli aktif olabilir.
Mars yolculuğu sırasında astronotların kullanabileceği toplam zaman dramatik biçimde artar.
Ancak yine:
Yemek.
Egzersiz.
Psikolojik dinlenme.
Sosyal ihtiyaçlar
devam eder.
İnsanı uykudan kurtarmak onu robota dönüştürmez.
Bunu özellikle şirket yöneticilerine yazılı olarak bildirmek gerekebilir.
Emeklilik Yaşı Değişir miydi?

Bu oldukça ilginç.
Uyumayan bir insan 60 yaşına geldiğinde normal bir insana kıyasla çok daha fazla uyanık yaşam deneyimi biriktirmiş olur.
Bu nedenle:
“Yaş”
ile
“aktif yaşam süresi”
arasındaki ilişki değişir.
Belki emeklilik yaşı kronolojik yıldan çok toplam çalışma süresine göre hesaplanmaya başlanır.
Çünkü 40 yıl çalışan ama her gün 16 saat aktif olan insanla bugünkü çalışma düzenindeki 40 yıl aynı şey değildir.
Çalışma hayatının tamamının yeniden tasarlanması gerekirdi.
İnsan Ömrü Psikolojik Olarak Daha Uzun Hissedilir miydi?

Muhtemelen.
Takvim hâlâ aynı hızda ilerler.
80 yaş yine 80 yıldır.
Ama yaşadığınız bilinçli saat sayısı çok daha fazla olur.
Bu nedenle bir yıl subjektif olarak daha uzun hissedilebilir.
Bugünkü 30 yaşındaki biri yaklaşık 20 yıllık uyanık zaman yaşamış olabilir.
Uykusuz dünyada 30 yaşındaki biri neredeyse bütün 30 yılı bilinçli biçimde yaşamış olurdu.
Bu, yaş kavramını bile değiştirebilir.
“Kaç yaşındasın?”
yerine:
“Kaç uyanık yıl yaşadın?”
gibi garip ölçüler geliştirebilirdik.
Uyumak Zorunda Olmasaydık Rüyalarımıza Ne Olurdu?

İşte kaybedeceğimiz en tuhaf şeylerden biri.
Uyku yoksa rüyalar da bildiğimiz haliyle ortadan kalkabilir.
İnsanlık binlerce yıldır:
Rüyalardan hikâyeler üretti.
Onlara anlam yükledi.
Sanat eserleri yarattı.
Kâbuslardan korktu.
Rüyalardan ilham aldı.
Uyku ortadan kalktığında yalnızca sekiz saat kazanmıyoruz.
İnsan deneyiminin çok eski bir bölümünü kaybediyoruz.
Belki teknoloji yapay rüya deneyimleri üretmeye çalışır.
İnsanlar sanal gerçeklik sistemlerine girip:
“Bu gece iki saat rüya görmek istiyorum.”
diyebilir.
İnsanlık biyolojik ihtiyacı ortadan kaldırıp sonra ücretli abonelikle geri satın alırsa kimse şaşırmasın.
“İyi Geceler” Sözü Ortadan Kalkar mıydı?

Muhtemelen anlam değiştirirdi.
Kimse yatmıyor.
Kimse uyumuyor.
Dolayısıyla:
“İyi geceler.”
artık vedalaşma sözü olmayabilir.
“Günaydın” da tuhaflaşır.
Çünkü kimse yeni uyanmadı.
Güneş yalnızca tekrar ortaya çıktı.
Belki yeni ifadeler geliştiririz:
“İyi vardiyalar.”
“Güzel karanlıklar.”
“Güneş çıkana kadar görüşürüz.”
Dil, insan biyolojisine sandığımızdan daha fazla bağlı.
Uyumayan İnsanlık Daha Mutlu Olur muydu?

İşte bütün düşünce deneyinin en önemli sorularından biri.
Daha fazla zamanımız olur.
Ama daha fazla zaman:
Daha fazla mutluluk anlamına gelmez.
İnsanlara sekiz ekstra saat verildiğinde bunu:
Sevdikleriyle.
Sanatla.
Öğrenmeyle.
Sporla.
Doğayla.
Hobilerle.
kullanabilirler.
O zaman yaşam kalitesi dramatik biçimde artabilir.
Ama aynı sekiz saat:
Daha fazla çalışma.
Daha fazla tüketim.
Daha fazla ekran.
Daha fazla rekabet.
için kullanılırsa insanlık sadece daha uzun süre meşgul olur.
Belki de asıl mesele uykunun ortadan kalkması değildir.
Boş zamanla ne yaptığımızdır.
Size 30 Yıl Hediye Edilse Ne Yapardınız?

Bu gece son kez uyuyorsunuz.
Sabah uyandığınızda hayatınız boyunca bir daha uyumanız gerekmeyecek.
Her gün sekiz saat fazladan zamanınız var.
Bunu topladığınızda önünüzde yaklaşık 30 ekstra uyanık yıl bulunuyor.
Ama bir şart var:
Bu zamanı çalışarak geçirmek zorunda değilsiniz.
Tamamen sizin.
Yeni bir hayat mı kurardınız, dünyayı mı gezerdiniz, birkaç alanda uzman mı olurdunuz, sevdiklerinizle daha fazla mı yaşardınız, yoksa hiçbir plan yapmadan zamanın gerçekten size ait olmasının tadını mı çıkarırdınız?
Belki daha da zor soru şu:
Bugün sekiz saat fazladan zamanımız olmadığı için yapamadığımızı söylediğimiz şeyleri gerçekten zamanımız olmadığı için mi yapmıyoruz?


