Çocukken Sevdiğimiz Şeyleri Neden Bırakıyoruz?
Bunun en hüzünlü tarafı şu: Çocukken sevdiğimiz şeyleri çoğu zaman gerçekten sevmediğimiz için bırakmıyoruz. Büyüdükçe, o şeylere ayırabildiğimiz alan değişiyor.
Çocukken sevdiğimiz şeyler
Çocukken bir şeyi sevdiğimizde onu yapmak için “bir sebebe” ihtiyacımız yoktur. Çizmek hoşumuza gidiyorsa çizeriz. Bisiklete binmek istiyorsak saatlerce bineriz. Bir oyunu seviyorsa tekrar tekrar oynarız. Çünkü çocuklukta hayatın önemli ölçütü çoğunlukla “Bu bana iyi geliyor mu?”dur.

Sonra büyümeye başlıyoruz
Yavaş yavaş başka sorular geliyor:
- “Bundan ne kazanacağım?”
- “Bunun bir faydası var mı?”
- “Yaşım geçti mi?”
- “İnsanlar ne düşünür?”
- “Bununla para kazanabilir miyim?”
- “Daha önemli işlerim var.”

Ve bazen fark etmeden keyif aldığımız şeyleri, hak ettiğimizi düşündüğümüz şeylerden ayırmaya başlıyoruz.
Belki de mesele yalnızca zaman değil
Bir de zaman meselesi var. Çocukken saatler çok geniştir. Bir öğleden sonra sonsuzmuş gibi gelir. Yetişkinlikte ise iş, okul, sorumluluklar, ilişkiler, gelecek kaygısı derken insanın zihni sürekli başka bir yere yetişmeye çalışır. Eskiden iki saat boyunca yaptığın bir şey, şimdi “boşuna harcanmış iki saat” gibi görünebilir.

Ama belki de en önemli sebep kendimizi değiştirmemiz.
Ve o duygu hâlâ içimizde olabilir
Çocukken sevdiğin bir şey, aslında yalnızca o şeyin kendisi olmayabilir. Örneğin çocukken sürekli resim çiziyorsan, belki resimden çok özgür olmayı seviyordun. Legolarla oynuyorsan, belki bir şeyler kurmayı seviyordun. Futbol oynuyorsan, belki arkadaşlarınla birlikte olmayı seviyordun. Hikâyeler okuyorsan, belki başka dünyalara kaçmayı seviyordun.
Yani bazen bıraktığımız şey aslında o şey değildir; onun bize verdiği duygudur.

Ve ilginç olan şu: Büyüdüğümüzde o duyguya hâlâ ihtiyaç duyabiliriz.
Belki bu yüzden yıllar sonra çocukken sevdiğimiz bir şarkıyı duyduğumuzda, eski bir oyunu gördüğümüzde veya bir oyuncakla karşılaştığımızda içimizde garip bir şey olur. Sanki yalnızca bir nesneyi hatırlamıyoruz da kendimizin bir hâlini hatırlıyoruz.
“Ben eskiden böyleydim.”
Belki çocukken sevdiğimiz her şeyi geri getirmemiz gerekmiyor. İnsan değişiyor, zevkleri değişiyor. Ama bazen kendimize şu soruyu sormak güzel:
“Ben büyürken hangi şeyleri gerçekten artık sevmediğim için bıraktım, hangilerini ise bırakmam gerektiğini düşündüğüm için?”
İkisi aynı şey değil.
Ve belki yetişkin olmanın güzel taraflarından biri de şu: Çocukken yapmak zorunda olduğumuz hiçbir şeyi değil, çocukken içimizden gelen bazı şeyleri yeniden seçebilmek.



