Çocukken Doğru Sandığımız Ama Tamamen Yanlış Olan 12 Şey
Çocukken dünya çok daha basit görünüyordu.
Büyükler bir şey söylüyorsa doğruydu. Televizyonda gördüğümüz bilgi sorgulanmazdı. Arkadaşımızın kuzeninin başına geldiği söylenen olay ise neredeyse bilimsel kanıt sayılırdı.
Peki bunların hangileri gerçekten doğru?
Bu yazıda çocukken doğru sandığımız ama tamamen yanlış olan şeyleri, bu inanışların neden yayıldığını ve işin bilimsel tarafını inceliyoruz.
Hazırsanız çocukluğumuzun küçük bilgi krizlerine geri dönelim.

1. Sakız Yutarsak 7 Yıl Midemizde Kalır
Çocukluk döneminin en meşhur korkularından biri buydu.
Yanlışlıkla sakız yuttunuz.
Geçmiş olsun.
Artık yedi yıl boyunca midenizde yaşayacağı söylenirdi.
Gerçekte ise sakızın bazı bileşenleri sindirilemese de sindirim sistemi içerisinden geçerek vücuttan atılır.
Elbette çok miktarda sakızın kısa sürede yutulması farklı problemlere yol açabilir, ancak sıradan biçimde yanlışlıkla bir parça sakız yutmak “7 yıllık mide cezası” anlamına gelmez.
Bu efsanenin muhtemelen çocukların sakız yutmaması için oldukça etkili bir yöntem olarak yayıldığı düşünülebilir.
Çünkü “yutma” demek yetmemiş olacak ki insanlar olaya yedi yıllık dramatik bir süre eklemiş.

2. Havuç Yemek Gece Görüşünü Olağanüstü Güçlendirir
“Havuç ye, gözlerin daha iyi görür.”
Bu sözün tamamen yanlış olduğunu söylemek haksızlık olur.
Havuç, vücudun A vitaminine dönüştürebildiği beta-karoten içerir ve A vitamini normal görme fonksiyonları için önemlidir.
Ancak yeterli A vitamini alan bir kişinin sürekli havuç yiyerek karanlıkta süper kahraman gibi görmeye başlaması mümkün değildir.
Bu inanışın popülerleşmesinde II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de havuç ve gece görüşü arasında kurulan propagandaların da etkisi olduğu sıkça anlatılır.
Sonuç olarak:
Havuç sağlıklı olabilir.
Ama gece görüş gözlüğü değildir.

3. Saçı Kestikçe Daha Gür ve Hızlı Uzar
Saçınızı veya sakalınızı kestikten sonra daha kalın çıktığını düşündüğünüz oldu mu?
Bu oldukça yaygın bir yanılgı.
Saçı kesmek, saç kökünün büyüme hızını veya yeni çıkacak saç tellerinin sayısını artırmaz.
Saç teli kesildiğinde ucu daha küt hale gelir.
Bu nedenle yeni uzayan bölüm ilk bakışta daha kalın, koyu veya sert görünebilir.
Fakat saçın gerçek kalınlığı ve büyüme hızı büyük ölçüde genetik, hormonlar, yaş ve sağlık gibi faktörlerden etkilenir.
Makas saç köklerine gizli motivasyon konuşması yapmıyor.

4. Kurbağaya Dokunursak Siğil Çıkar
Kurbağaların üzerindeki kabarcıklı deri nedeniyle çocuklar arasında uzun yıllardır:
“Kurbağaya dokunursan siğil çıkar.”
inanışı dolaşıyor.
Oysa insanlardaki yaygın siğillerin temel nedeni insan papilloma virüsünün bazı türleridir.
Kurbağaların veya kara kurbağalarının derisindeki çıkıntılar insanlara siğil bulaştırmaz.
Yine de vahşi hayvanlara gereksiz yere dokunmamak iyi bir fikirdir.
Ama sebebi siğil değil.
Hayvanın da sizin tarafınızdan elle kontrol edilmek gibi bir günlük planı olmayabilir.

5. Yüzdükten Hemen Sonra Yemek Yersek veya Yemekten Sonra Yüzersek Boğuluruz
“Yemekten sonra en az bir saat yüzme.”
Birçok insan çocukluğunda bu uyarıyı duydu.
Yemek yedikten sonra sindirim için kan akışının artması mümkündür, ancak normal bir öğünden sonra yüzmeye başlamanın otomatik olarak ciddi kramplara ve boğulmaya yol açtığını destekleyen güçlü bir bilimsel kanıt bulunmaz.
Çok ağır yemek sonrasında yoğun egzersiz yapmak rahatsızlık verebilir.
Bu yüzden kişinin kendisini nasıl hissettiğine dikkat etmesi mantıklıdır.
Ancak mesele çocukken anlatıldığı kadar dramatik değildir.
Sandviç yediniz diye havuz sizi otomatik olarak avlamaya başlamaz.

6. Parmağımızı Çıtlatırsak Artrit Oluruz
Parmak çıtlatmanın sesi birçok insanı rahatsız eder.
Bu yüzden çocuklara:
“Böyle yaparsan ileride eklemlerin bozulur.”
denmesi oldukça yaygındır.
Parmak çıtlatırken çıkan sesin eklem sıvısındaki gaz kabarcıkları ve basınç değişimleriyle ilişkili olduğu düşünülür.
Araştırmalar, alışkanlık halindeki parmak çıtlatmanın doğrudan artrite neden olduğunu net biçimde göstermemiştir.
Bu, sürekli ve sert biçimde eklemleri zorlamanın tamamen iyi olduğu anlamına gelmez.
Ancak “parmak çıtlatmak = kesin artrit” formülü doğru değildir.
Rahatsız edici olabilir.
Fakat bilim bazen aile büyüklerinin sinir olduğu davranışları yasaklamak konusunda beklenen desteği vermiyor.

7. Bir Diş Düştüğünde Yerine Hemen Yenisi Çıkar
Çocukken süt dişimizin düşmesi genellikle heyecan vericiydi.
Çünkü yeni bir diş geleceğini bilirdik.
Bu deneyim bazen çocuklarda bütün dişlerin sonsuza kadar yeniden çıkacağı gibi küçük bir yanılgı oluşturabilir.
Ancak süt dişlerinin yerini kalıcı dişler alır.
Kalıcı diş kaybedildiğinde insan vücudu doğal olarak üçüncü bir set üretmez.
Bu yüzden yetişkinlerin:
“Dişlerine iyi bak.”
konusundaki ısrarı bu kez gerçekten mantıklı.
Nadiren de olsa büyükler haklı çıkabiliyor.

8. Devekuşları Korkunca Kafalarını Kuma Gömer
Çizgi filmler bu fikri yıllarca destekledi:
Devekuşu korkuyor.
Kafasını kuma gömüyor.
Ve görünmediğini düşünüyor.
Gerçekte devekuşları tehlike karşısında başlarını kuma gömerek saklanmaz.
Yuvaları yerde olduğu için yumurtalarını kontrol etmek amacıyla başlarını aşağı eğebilirler.
Ayrıca tehlike durumunda vücutlarını yere yaklaştırmaları uzaktan bakıldığında kafalarını kuma gömmüş gibi görünmelerine yol açabilir.
Ama gerektiğinde çok hızlı koşabilen bir hayvanın savunma stratejisinin:
“Ben görmüyorsam o da beni görmüyor.”
olması zaten biraz fazla iyimser olurdu.

9. Boğalar Kırmızı Renge Sinirlenir
Boğa güreşleri nedeniyle kırmızı rengin boğaları öfkelendirdiği düşüncesi oldukça yaygın.
Ancak boğalar kırmızı renge karşı özel bir öfke beslemez.
Boğaları harekete geçiren şey büyük ölçüde matadorun kullandığı kumaşın hareketidir.
Sığırların renk algısı insanlarınkiyle aynı değildir ve kırmızı onlar için özel bir saldırı sinyali değildir.
Kısacası boğa:
“Kırmızı gördüm, kontrolümü kaybettim.”
demiyor.
Siz yüzüne sürekli hareket eden bir bez salladığınız için tepki veriyor.
Bu durumda boğayı biraz anlamak mümkün.

10. Japon Balıklarının Hafızası Sadece 3 Saniyedir
Japon balıkları yıllarca hayvan dünyasının unutkan karakteri olarak tanıtıldı.
“Sadece üç saniyelik hafızaları var.”
ifadesini muhtemelen duymuşsunuzdur.
Oysa araştırmalar balıkların öğrenebildiğini, bazı görevleri hatırlayabildiğini ve çok daha uzun süreli hafıza gösterebildiğini ortaya koyuyor.
Japon balıkları beslenme zamanlarını öğrenebilir ve belirli ipuçlarıyla davranış arasında bağlantı kurabilir.
Yani akvaryumun önüne her geldiğinizde sizi tanımıyor gibi görünmesi tamamen kişisel olmayabilir.
Muhtemelen sadece dramatik davranmıyordur.

11. Yarasalar Kördür
“Yarasa kadar kör.”
İfade o kadar yaygın ki yarasaların gerçekten göremediğini sanmak kolay.
Oysa yarasalar kör değildir.
Birçok yarasa türü görebilir.
Buna ek olarak özellikle geceleri yön bulmak ve avlanmak için ekolokasyon adı verilen inanılmaz bir sistem kullanırlar.
Çıkardıkları yüksek frekanslı seslerin çevredeki nesnelerden geri dönmesini analiz ederek çevreleri hakkında bilgi toplarlar.
Bu sistem o kadar etkileyici ki yarasaları “kör” diye küçümsemek biraz haksızlık.
Hayvan karanlıkta sesle navigasyon yapıyor.
Biz telefonun GPS’i yanlış sokağa sokunca kavşakta tartışıyoruz.

12. İnsanlar Beyinlerinin Sadece Yüzde 10’unu Kullanır
Bu yanlış bilgi yalnızca çocuklukta değil, yetişkinlikte de inanılmaz dirençli çıktı.
İddiaya göre insanlar beyinlerinin yalnızca yüzde 10’unu kullanıyor ve geri kalan bölümünü aktive ederse olağanüstü yetenekler kazanabiliyor.
Kulağa bilim kurgu filmi için mükemmel geliyor.
Sorun şu ki doğru değil.
Beyin görüntüleme çalışmaları, beynin farklı bölgelerinin farklı görevlerde aktif olduğunu gösteriyor.
Her bölge aynı anda maksimum kapasiteyle çalışmıyor olabilir ancak beynin yüzde 90’ının kullanılmadan durduğu fikri bilimsel olarak desteklenmiyor.
Aslında beynimiz enerji tüketimi açısından oldukça pahalı bir organ.
Evrimin kullanılmayan dev bir organı milyonlarca yıl boyunca taşımamıza izin vermesi de pek mantıklı olmazdı.

Çocukluk Efsaneleri Nasıl Yayılıyor?
Çocukken duyduğumuz yanlış bilgilerin önemli bir bölümü üç kaynaktan yayılıyor:
Aileden aktarılan eski inanışlar, arkadaş çevresinde yayılan şehir efsaneleri ve filmlerle çizgi filmlerin sürekli tekrarladığı yanlış bilgiler.
Bir iddia yeterince çok tekrarlandığında doğruymuş gibi hissettirebilir.
Psikolojide buna benzer biçimde, bir bilgiye tekrar tekrar maruz kalmanın onun doğruluğuna yönelik algımızı artırabildiği bilinir.
Bu nedenle:
“Bunu herkes söylüyor.” bir bilginin doğru olduğunun kanıtı değildir. Bazen herkes aynı yanlışı yıllardır birbirine anlatıyordur. İnsanlığın en eski grup projelerinden biri.
Çocuklukta İnandığımız Şeyler Neden Bu Kadar Eğlenceli?
Çocukken doğru sandığımız ama tamamen yanlış olan şeyler, yalnızca eski yanlış bilgilerden ibaret değil.
Aynı zamanda dünyayı nasıl öğrendiğimizin eğlenceli bir hatırlatıcısı.
Sakız midemizde yedi yıl kalmıyor.
Boğalar kırmızı renkten nefret etmiyor.
Yarasalar kör değil.
Japon balıklarının hafızası üç saniyeden ibaret değil.
Ve beynimizin yüzde 90’ı gizli süper güçlerimizi beklemiyor.
Belki de çocukluk efsanelerinin en güzel tarafı şu:
Bir zamanlar dünyanın nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyorduk.
Bize verilen açıklamalar bazen doğruydu.
Bazen de yetişkinler bizi televizyonun önünden uzaklaştırmak için hikâyeyi biraz süslemişti.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda ise bu yanlış bilgilerin çoğu tek bir şeyi başarıyor:
Bizi hâlâ güldürüyor.



