Dünyadaki Bütün Ülkelerin Sınırları Bir Anda Ortadan Kalksaydı Ne Olurdu?
Bir sabah uyandığınızı düşünün.
Pasaportlar artık geçersiz.
Vizeler yok.
Sınır kapıları kapanmış değil, tamamen kaldırılmış.
Ülkelerin sınırları olmadan ülkeler gerçekten var olabilir mi?
İşte sınırların tamamen ortadan kalktığı bir dünyada ilk 24 saatten yıllar sonrasına kadar yaşanabilecekler.
İlk 24 Saat: Büyük Bir Kaos mu Yaşanırdı?

Muhtemelen filmlerdeki kadar dramatik olmazdı.
İnsanların çoğu sabah:
“Artık sınırlar yokmuş.”
haberini duyup aynı evde kahvaltısını yapmaya devam ederdi.
Çünkü sınırların kalkması insanların aynı gün bavul hazırlayıp başka ülkeye taşınacağı anlamına gelmez.
İnsanları bulundukları yere bağlayan çok fazla şey var:
Aile.
İş.
Ev.
Dil.
Arkadaşlar.
Kültür.
Ekonomik koşullar.
Çocukların okulu.
Dolayısıyla ilk gün milyarlarca insanın yollara dökülmesi pek gerçekçi değildir.
Ama havaalanlarında ve eski sınır bölgelerinde büyük hareketlilik başlayabilirdi.
Çünkü artık:
Pasaport kontrolü yok.
Vize yok.
Oturma izni yok.
Turist süresi yok.
“Ülkeye giriş amacı?” sorusu da tarihin bürokratik mezarlığına gönderilmiş olurdu.
Pasaportlar Bir Anda Değersiz Hale Gelirdi

Dünyadaki bütün sınırlar ortadan kalkarsa ilk büyük değişikliklerden biri pasaport sisteminde yaşanırdı.
Bugün pasaport yalnızca kimlik belgesi değildir.
Aynı zamanda hangi ülkenin vatandaşı olduğunuzu ve başka ülkelere hangi şartlarda girebileceğinizi gösterir.
Serbest dolaşım evrensel hale gelirse pasaportun seyahat izni işlevi büyük ölçüde ortadan kalkardı.
Kimlik belgelerine yine ihtiyaç duyulabilir.
Ama artık:
“Bu ülkeye girebilir miyim?”
sorusunun cevabı herkes için aynı olurdu:
Evet.
Havaalanlarının en sevimsiz bölümlerinden biri böylece ciddi şekilde küçülebilirdi.
İnsanlık sonunda kuyruğu azaltmak için küçük bir jeopolitik devrim yapmak zorunda kalmış olurdu.
İnsanlar Hangi Ülkelere Gitmeye Başlardı?

Asıl büyük değişim birkaç hafta ve ay sonra ortaya çıkardı.
İnsanların önemli bir bölümü daha iyi yaşam koşulları bulunan yerlere taşınmak isteyebilirdi.
Özellikle:
Daha yüksek ücretlerin olduğu bölgeler,
daha güvenli şehirler,
daha iyi eğitim imkânları,
daha güçlü sosyal hizmetler,
daha fazla iş fırsatı
çekim merkezi haline gelebilirdi.
Bugün göç etmek isteyen milyonlarca insanın önünde vize, oturum ve çalışma izni gibi engeller bulunuyor.
Bunların tamamı kalktığında küresel göç çok daha kolay hale gelirdi.
Ama burada ilginç bir ayrıntı var.
Herkes aynı yere gitmezdi.
Bazıları yüksek maaş ister.
Bazıları sıcak iklim.
Bazıları güvenlik.
Bazıları ucuz yaşam.
Bazıları deniz kenarında küçük bir kasaba.
İnsanların tercihlerinin ne kadar farklı olduğunu emlak ilanlarına beş dakika bakarak bile anlayabiliyoruz.
Dünyanın En Popüler Şehirleri Aşırı Kalabalıklaşır mıydı?

Bazıları ciddi göç baskısı yaşayabilirdi.
Örneğin güçlü ekonomilere sahip büyük metropoller milyonlarca yeni insan çekebilir.
Fakat şehirlerin kapasitesi sınırsız değildir.
Yeni gelen insanlar arttıkça:
Konut fiyatları yükselebilir.
Kiralar artabilir.
Trafik yoğunlaşabilir.
Okullar dolabilir.
Hastanelerin kapasitesi zorlanabilir.
Su ve enerji ihtiyacı büyüyebilir.
Bir noktada şehrin avantajı azalmaya başlar.
Bu da insanları başka bölgelere yöneltir.
Yani sınırsız göç kendi ekonomik dengeleme mekanizmalarını oluşturabilir.
Bir şehir çok cazip hale gelir.
Herkes gelir.
Şehir pahalılaşır.
Sonra insanlar:
“Belki başka yere taşınsak?”
demeye başlar.
Ekonomi bazen insanlara coğrafya dersi vermenin oldukça pahalı yollarını tercih ediyor.
Bazı Ülkeler Nüfus Kaybeder miydi?

Evet, özellikle ekonomik fırsatların az olduğu veya yaşam koşullarının zor olduğu bölgeler ciddi nüfus kaybıyla karşılaşabilirdi.
Genç ve eğitimli insanlar başka bölgelere taşınabilir.
Bunun sonucunda bazı yerlerde:
İşgücü azalabilir.
Vergi gelirleri düşebilir.
Nüfus yaşlanabilir.
Doktor, mühendis ve öğretmen gibi eğitimli çalışanların sayısı azalabilir.
Bu duruma bugün de bazı göç hareketlerinde rastlanıyor ve genellikle beyin göçü olarak adlandırılıyor.
Sınırların tamamen kalkması bu hareketi çok daha büyük ölçeğe taşıyabilirdi.
Ancak zamanla ters hareketler de başlayabilir.
Başka ülkelerde para kazanan insanlar memleketlerine yatırım yapabilir.
Uzaktan çalışma yaygınlaşabilir.
Ucuz bölgeler şirketler için cazip hale gelebilir.
Dolayısıyla ilk büyük göç dalgasından sonra dünya yeniden dengelenmeye başlayabilirdi.
Maaşlar Dünya Genelinde Birbirine Yaklaşır mıydı?

Bu senaryonun en ilginç ekonomik sonuçlarından biri bu olabilir.
Aynı işi yapan iki insanın yalnızca farklı ülkelerde doğduğu için çok farklı gelirler elde etmesi bugün oldukça yaygın.
Sınırlar tamamen açık olduğunda düşük ücretli bölgelerde yaşayan çalışanlar daha yüksek ücretli bölgelere hareket edebilir.
Şirketler de işgücünün daha ucuz olduğu yerlere yatırım yapabilir.
Uzun vadede bazı mesleklerde ülkeler arasındaki ücret farklarının azalması mümkün olabilir.
Ancak tamamen eşitlenmesi beklenmez.
Çünkü maaşları yalnızca sınırlar belirlemiyor.
Verimlilik.
Eğitim.
Teknoloji.
Sermaye.
Yaşam maliyeti.
Vergiler.
Kurumların kalitesi.
gibi birçok faktör var.
Yani sınırı silmek ekonomik eşitsizliği sihirli biçimde silmez.
Keşke ekonomi o kadar az ayarlı bir sistem olsaydı.
Devletler Vatandaşlarını Kaybetmemek İçin Yarışmaya Başlar mıydı?

Bu, sınırların kalkmasının en ilginç sonuçlarından biri olabilir.
Bugün bir ülkede yaşamaktan memnun değilseniz başka ülkeye taşınmak kolay olmayabilir.
Ama sınırlar yoksa?
Bavul.
Bilet.
Güle güle.
Bu durumda devletler insanları ülkelerinde tutabilmek için daha fazla rekabet etmek zorunda kalabilir.
Daha iyi:
Eğitim.
Sağlık.
Güvenlik.
Altyapı.
Vergi politikaları.
Yaşam kalitesi.
İnsanlar bir anlamda ülkeleri değerlendiren müşterilere dönüşebilir.
Bir devlet kötü yönetiliyorsa vatandaş:
“Burada yaşamak zorunda değilim.”
diyebilir.
Bu, yönetimler üzerinde ciddi baskı yaratabilir.
Ancak ekonomik olarak güçlü bölgelerin daha fazla insan çekmesi nedeniyle eşitsizlikleri de artırabilir.
Her güzel fikir yanında ücretsiz bir komplikasyon getiriyor.
Polis Bir Suçluyu Nasıl Takip Ederdi?

Bir kişi suç işliyor.
Arabasına biniyor.
Başka bir ülkeye gidiyor.
Sınır kontrolü yok.
Ne olacak?
Bugün bile uluslararası suçlarla mücadele ülkeler arasında işbirliği gerektiriyor.
Sınırların olmadığı bir dünyada polis teşkilatlarının çok daha güçlü biçimde veri ve yetki paylaşması gerekirdi.
Ortak:
Arama sistemleri.
Kimlik sistemleri.
Suç kayıtları.
İade mekanizmaları.
Polis işbirliği.
oluşturulması gerekebilirdi.
Aksi halde sınırsız dünya sıradan insanlar kadar suçlular için de kullanışlı hale gelir.
Özgür dolaşımın kullanım şartlarını herkes aynı ahlaki dikkatle okumuyor.
Dünya Tek Bir Ülkeye mi Dönüşürdü?

Hemen değil.
Hatta hiç dönüşmeyebilir.
Sınırların olmaması tek hükümet anlamına gelmez.
Dünyada yüzlerce siyasi bölge varlığını sürdürebilir.
Ancak insanların ve malların serbest dolaşımı zamanla daha büyük siyasi birliklerin kurulmasını teşvik edebilir.
Bugünkü bazı uluslararası birliklerin çok daha kapsamlı versiyonları ortaya çıkabilir.
Sonunda:
Ortak para birimleri.
Ortak yasalar.
Ortak güvenlik kurumları.
Ortak çevre politikaları.
hatta küresel parlamentoya benzeyen yapılar gelişebilir.
Ama bütün dünyanın tek hükümet altında birleşmesi başka sorun yaratır:
O hükümet kötü yönetilirse nereye kaçacağız?
Rekabetin tamamen ortadan kalkması da her zaman avantaj değildir.
Diller Birbirine Karışmaya Başlar mıydı?

Kesinlikle daha fazla.
Yoğun göç yeni çok dilli şehirler yaratırdı.
Bir mahallede onlarca dil konuşulabilir.
Çocuklar birden fazla dili doğal biçimde öğrenebilir.
Bazı diller küresel iletişimde daha baskın hale gelirken yerel diller korunmaya devam edebilir.
Yüzyıllar içinde yeni lehçeler ve karma dil kullanımları ortaya çıkabilir.
Belki gelecekte biri:
“Anadiliniz nedir?”
diye sorduğunda cevap üç dakikalık açıklama gerektirirdi.
Dilbilimciler için şahane.
Form dolduran insanlar için felaket.
Kültürler Yok mu Olurdu, Daha mı Zenginleşirdi?

İkisi de mümkün.
Kültürel etkileşim hızlanırdı.
Yemekler.
Müzikler.
Moda.
Sanat.
Kutlamalar.
Gelenekler.
dünyaya çok daha hızlı yayılırdı.
Bugün bile küreselleşme bunu yapıyor.
Sınırların tamamen açılması süreci hızlandırırdı.
Ancak küçük kültürler büyük kültürlerin etkisi altında zayıflayabilir.
Bazı yerel diller ve gelenekler kaybolabilir.
Bu nedenle sınırsız bir dünya kültürel çeşitliliği otomatik olarak korumaz.
Kültürleri korumak için bilinçli çaba gerekebilir.
Zengin ve Yoksul Bölgeler Arasındaki Fark Ne Olurdu?

İlk dönemde eşitsizlik daha görünür hale gelebilir.
İnsanlar zengin bölgelere hareket eder.
İşgücü artar.
Bazı düşük ücretler üzerinde baskı oluşabilir.
Konut maliyetleri yükselir.
Diğer taraftan çalışanlar daha iyi iş fırsatlarına ulaşabilir.
Göçmenler kazandıkları paranın bir kısmını eski bölgelerine gönderebilir.
Şirketler yeni pazarlara ve çalışanlara ulaşabilir.
Uzun vadede sermaye ve insan hareketliliği bazı ekonomik farkları azaltabilir.
Fakat bunun otomatik gerçekleşeceğini düşünmek fazla iyimser olur.
İyi kurumlar ve politikalar hâlâ gerekir.
Sınırı silmek ekonomi politikası yazmanın yerine geçmiyor.
Sınırlar Kalksa Yarın Nereye Giderdiniz?

Yarın sabah açıklama yapılıyor:
Dünyadaki bütün sınırlar kaldırıldı.
Pasaport yok.
Vize yok.
Çalışma izni yok.
İstediğiniz ülkede yaşayabilirsiniz.
Ama yalnızca bir ülke seçme hakkınız var ve orada en az 10 yıl yaşamak zorundasınız.
Nereyi seçerdiniz?
Daha zor soru ise şu:
Eğer dünyada istediğiniz yerde yaşayabiliyorsanız, “memleket” doğduğunuz yer mi olurdu, seçtiğiniz yer mi?


