İnsanların Yüzyıllardır İnandığı En İlginç 12 Batıl İnanç ve Kökenleri
Kara bir kedi önünüzden geçtiğinde içinizden küçük bir “eyvah” dediğiniz oldu mu?
Ya da güzel bir şeyden bahsettikten hemen sonra tahtaya vurdunuz mu?
Mantıken bunların hayatımızın gidişatını değiştirmediğini biliyoruz. Buna rağmen batıl inançlar dünyanın hemen her kültüründe yüzyıllardır varlığını sürdürüyor.
Bu yazıda insanların yüzyıllardır inandığı en ilginç batıl inançları, bunların olası tarihsel kökenlerini ve günümüze nasıl ulaştıklarını inceliyoruz.
Bazılarının hikâyesi batıl inancın kendisinden bile daha garip.

1. Kara Kedinin Uğursuzluk Getirdiğine İnanmak
Dünyanın en bilinen batıl inançlarından biri kara kedilerle ilgili.
Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’nın bazı kültürel geleneklerinde, kara bir kedinin kişinin önünden geçmesinin uğursuzluk getirebileceğine inanılmıştır.
Peki kediler bu kötü şöhreti nasıl kazandı?
Kara kedilerin uğursuzlukla ilişkilendirilmesinde Orta Çağ Avrupa’sındaki cadılık inanışlarının önemli etkisi olduğu düşünülüyor. Kediler, özellikle de kara kediler, zaman içerisinde cadılar ve doğaüstü güçlerle ilişkilendirildi.
Bazı toplumlarda tam tersine şansın ve bereketin sembolü olarak görülebiliyorlar.
Kedinin kendisinin ise muhtemelen bütün bu tartışmadan haberi yok.

2. 13 Sayısının Uğursuz Olduğuna İnanmak
Batıl inançlar denildiğinde akla gelen ilk sayılardan biri 13.
Özellikle Batı kültüründe 13 sayısı uzun zamandır uğursuzlukla ilişkilendiriliyor.
Bu inanış o kadar yaygın hale geldi ki bazı otellerde ve yüksek binalarda 13. kat numarasının atlandığı örneklerle karşılaşmak mümkün.
13 sayısından duyulan yoğun korkunun özel bir adı bile var:
Triskaidekaphobia.
Peki 13 neden uğursuz?
Tek bir kesin açıklama bulunmuyor.
Yaygın teorilerden biri, 12 sayısının tarih boyunca “tamlık” ile ilişkilendirilmesiyle bağlantılı.
Bir yılda 12 ay, geleneksel saat sisteminde 12’li bölümler ve çeşitli dini veya mitolojik anlatılarda 12 kişilik gruplar bulunuyor.
Bu nedenle 12’nin ardından gelen 13’ün düzeni bozan sayı olarak algılanmış olabileceği düşünülüyor.
Hristiyan kültüründe Son Akşam Yemeği’nde masada 13 kişinin bulunduğuna ilişkin anlatı da bu inanışla sıkça ilişkilendiriliyor.

3. Cuma Gününün 13’üne Denk Gelmesinden Korkmak
13 tek başına yeterince kötü şöhrete sahip değilmiş gibi bir de cuma günüyle birleşince ortaya meşhur 13. Cuma inanışı çıkıyor.
Batı kültüründe cuma gününün ve 13 sayısının ayrı ayrı uğursuz kabul edildiği dönemler bulunuyor.
Bu iki inanış zaman içerisinde birleşerek cuma gününe denk gelen ayın 13. gününün özel olarak uğursuz kabul edilmesine yol açtı.
Filmler ve korku hikâyeleri de sağ olsun, takvimdeki sıradan bir güne oldukça başarılı bir marka kimliği kazandırıldı.

4. Tahtaya Vurmanın Kötü Şansı Uzaklaştırdığına İnanmak
“Her şey çok güzel gidiyor, tahtaya vur.”
Bu davranış Türkiye dahil birçok ülkede farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.
İnsanlar güzel bir şey söyledikten sonra kötü şansı veya nazarı uzaklaştırmak amacıyla tahtaya vurabiliyor.
İngilizcede de benzer biçimde “knock on wood” veya “touch wood” ifadeleri kullanılıyor.
Peki neden tahta?
Popüler açıklamalardan biri eski Avrupa toplumlarında ağaçların ve doğanın ruhani güçlerle ilişkilendirilmesine dayanıyor. Başka açıklamalar ise uygulamanın Hristiyanlıkta ahşabın kutsal sembollerle ilişkilendirilmesiyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor.

5. Nazar Boncuğunun Kötü Bakışlardan Koruduğuna İnanmak
Türkiye’de en tanıdık batıl inanışlardan biri hiç şüphesiz nazar.
Nazar inancı yalnızca Türkiye’ye özgü değil.
Akdeniz, Orta Doğu, Balkanlar ve Güney Asya dahil dünyanın farklı bölgelerinde “kötü göz” veya kıskanç bakışların insana zarar verebileceğine ilişkin çok eski inanışlar bulunuyor.
Türkiye’de bu inanışın en tanınmış sembollerinden biri mavi renkli nazar boncuğu.
Evlerde, otomobillerde, takılarda, iş yerlerinde ve hatta yeni doğan bebeklerin eşyalarında nazar boncuğuyla karşılaşmak mümkün.
Nazar düşüncesinin kökenleri binlerce yıl öncesine uzanıyor ve eski toplumlarda göz biçimli koruyucu sembollerin kullanıldığı biliniyor.

6. Aynayı Kırmanın 7 Yıl Uğursuzluk Getirmesi
Ayna kırıldığında yaşanan ilk problem aslında oldukça açık:
Her yer cam olur.
Fakat eski batıl inanışlara göre sorun bununla bitmiyor.
Ayna kırmanın yedi yıl boyunca uğursuzluk getireceğine ilişkin inanış özellikle Batı kültüründe oldukça yaygın.
Bu düşüncenin kökeni genellikle eski toplumların aynaya yüklediği sembolik anlamlarla ilişkilendiriliyor.
Aynanın yalnızca görüntüyü değil, insanın ruhunu veya yaşam gücünü de yansıttığına ilişkin eski inanışlar bulunuyordu.
Bugün aynayı kırarsanız muhtemelen yedi yıl değil, yeni ayna satın alana kadar moraliniz bozulacaktır.
Özellikle fiyatını gördükten sonra.

7. Dört Yapraklı Yoncanın Şans Getirmesi
Üç yapraklı yonca oldukça yaygın.
Dört yapraklı yonca ise daha nadir görüldüğü için uzun zamandır şans sembolü olarak kabul ediliyor.
Özellikle İrlanda kültürüyle güçlü biçimde ilişkilendirilen yoncanın farklı tarihsel ve dini anlamları bulunuyor.
Dört yapraklı yoncanın yapraklarına zaman içerisinde umut, inanç, sevgi ve şans gibi sembolik anlamlar da yüklenmiş.
Burada batıl inancın oluşum mekanizması oldukça anlaşılır:
Nadir bir şey buluyorsunuz.
Bulması zor olduğu için özel kabul ediyorsunuz.
Özel olduğu için şans getirdiğini düşünüyorsunuz.
İnsan beyninin pazarlama departmanı yine iş başında.

8. At Nalı Asmanın Şans Getirdiğine İnanmak
Kapının üzerine veya evin bir bölümüne at nalı asmanın şans getirdiğine ilişkin inanış Avrupa’dan dünyanın farklı bölgelerine yayılan eski geleneklerden biri.
At nalının şansla ilişkilendirilmesinde birkaç unsur etkili olmuş olabilir.
Demir, geçmiş toplumlarda güçlü ve koruyucu bir malzeme olarak görülüyordu. Demirin kötü ruhları uzaklaştırabileceğine ilişkin folklorik inanışlar da bulunuyordu.
At nalının biçimi de zaman içerisinde bereket ve korumayla ilişkilendirildi.
İşin daha da ilginç tarafı, at nalının hangi yönde asılması gerektiği konusunda bile farklı inanışların bulunması.
Bazı geleneklere göre uçları yukarı bakmalı ki şans içinde biriksin.
Bazılarına göre aşağı bakmalı ki şans evin üzerine dökülsün.
İnsanlık şansın yönü konusunda bile fikir birliğine varamamış.

9. Tuz Dökmenin Uğursuzluk Getirdiğine İnanmak
Bugün tuz son derece sıradan ve ucuz bir mutfak malzemesi.
Tarih boyunca ise her zaman böyle değildi.
Tuz son derece değerli bir ticaret ürünüydü ve yiyeceklerin korunmasında önemli rol oynuyordu.
Bu nedenle tuzu dökmek yalnızca küçük bir mutfak kazası değil, değerli bir malzemenin israf edilmesi anlamına gelebiliyordu.
Zaman içerisinde tuz dökmenin kötü şans getirdiğine ilişkin inanışlar ortaya çıktı.
Bazı Batı geleneklerinde dökülen tuzun bir miktarını sol omuz üzerinden atmanın kötü şansı uzaklaştırdığına inanılıyor.
Yani değerli tuzu yanlışlıkla döktünüz.
Çözüm?
Biraz daha tuz dökmek.
Ekonomi bilimi bu noktada sohbetten ayrılıyor.

10. Şemsiye Evde Açılırsa Uğursuzluk Getireceğine İnanmak
Ev içerisinde şemsiye açmanın uğursuzluk getireceğini mutlaka duymuşsunuzdur.
Bu inanışın kökeni hakkında farklı teoriler bulunuyor.
Popüler anlatılardan biri eski Mısır’daki güneşlik ve şemsiye benzeri nesnelerin kutsal statüsüyle bağlantı kuruyor. Ancak günümüzdeki batıl inanışın doğrudan bu gelenekten geldiğini kesin biçimde göstermek kolay değil.
Daha pratik bir açıklama ise eski şemsiyelerin mekanizmalarıyla ilgili.
Sert ve ani açılan şemsiyeler dar iç mekânlarda insanlara veya eşyalara zarar verebiliyordu.
Dolayısıyla:
“Evin içinde açma.”
uyarısı zaman içerisinde:
“Evin içinde açarsan uğursuzluk getirir.”
haline gelmiş olabilir.
Bazen çocuklara uzun güvenlik açıklaması yapmak yerine doğaüstü tehdit eklemek belli ki daha etkili olmuş.

11. Gece Tırnak Kesmenin Uğursuz Olduğuna İnanmak
Gece tırnak kesmenin uğursuzluk getireceğine ilişkin inanış Türkiye’nin yanı sıra Japonya, Hindistan ve farklı Asya kültürlerinde çeşitli biçimlerde görülebiliyor.
Bu inanışın ortaya çıkışında geçmişteki yaşam koşullarının rol oynamış olabileceği düşünülüyor.
Elektrikli aydınlatmanın olmadığı dönemlerde gece kesici alet kullanmak doğal olarak daha riskliydi.
Bugünkü tırnak makaslarının olmadığı dönemlerde tırnak kesmek için bıçak veya benzeri keskin araçların kullanılması da yaralanma ihtimalini artırıyordu.
Dolayısıyla son derece pratik bir güvenlik kuralının zaman içerisinde batıl inanca dönüşmüş olması mümkün.
Bugün ışığı açarak problemi büyük ölçüde çözebiliyoruz.

12. Parmakları Çaprazlamanın Şans Getirdiğine İnanmak
Birinin:
“Umarım olur.”
derken işaret ve orta parmağını çaprazladığını görmüş olabilirsiniz.
Özellikle Batı kültüründe fingers crossed hareketi iyi şans dilemenin yaygın sembollerinden biri.
Hareketin kökeni kesin olarak bilinmiyor.
Sıklıkla erken Hristiyanlık dönemindeki haç sembolüyle bağlantılı olduğu ileri sürülüyor. Ancak bugün bildiğimiz kullanımının nasıl ve ne zaman standartlaştığı konusunda farklı tarihsel açıklamalar bulunuyor.
Günümüzde ise dini anlamından büyük ölçüde bağımsızlaşarak:
Bir bakıma insanlığın analog şans emojisi.

İnsanlar Neden Batıl İnançlara İnanır?
Batıl inançların binlerce yıldır varlığını sürdürmesinin en ilginç tarafı, bilim ve teknoloji geliştikçe tamamen ortadan kaybolmamaları.
Bunun nedenlerinden biri insan beyninin örüntü bulmaya son derece yatkın olması.
Örneğin önemli bir sınavdan önce belirli bir kalemi kullandığınızı ve sınavın çok iyi geçtiğini düşünün.
Kalemin başarıyla hiçbir ilgisi olmayabilir.
Ancak beynimiz iki olay arasında bağlantı kurabilir:
“Bu kalemi kullandım ve başarılı oldum.”
Bir sonraki sınavda aynı kalemi kullanmak insana kontrol hissi verebilir.
Şans oyunları, spor müsabakaları, sınavlar, seyahatler ve önemli yaşam olaylarının çok sayıda ritüel üretmesi tesadüf değil.
Belirsizlik arttığında insan zihni kontrol hissi arıyor.
Bazen bunu verilerde buluyor.
Bazen de tahtaya üç kere vurarak.
Batıl İnançların Bilimsel Bir Gerçekliği Var mı?
Bir aynayı kırmanın yedi yıl kötü şans getirdiğini, kara kedinin önünüzden geçmesinin gelecekteki olayları değiştirdiğini veya belirli bir nesnenin doğaüstü biçimde şans yarattığını gösteren bilimsel kanıt bulunmuyor.
Ancak bu, batıl inançların psikolojik açıdan hiçbir etkisinin olmadığı anlamına gelmez.
Bir ritüelin kişiyi daha sakin veya kendinden emin hissettirmesi davranışını dolaylı biçimde etkileyebilir.
Buradaki önemli ayrım şu:
Ritüelin insan psikolojisi üzerinde etkili olması ile doğaüstü biçimde geleceği değiştirmesi aynı şey değildir.
Ama binlerce yıl boyunca insanların neden değiştirdiğini düşündüğünü anlamak kesinlikle ilginç.
Kediye gelince…
Onu bütün bu suçlamalardan artık emekli edebiliriz.


