Dünyadaki Herkes Bir Anda Hafızasını Kaybetse Ne Olurdu?
Bir sabah uyandığınızı düşünün.
Kim olduğunuzu bilmiyorsunuz.
Yanınızdaki insanı tanımıyorsunuz.
Nerede yaşadığınızı, ne iş yaptığınızı, hangi dili konuştuğunuzu bile tam olarak bilmiyorsunuz.
Sonra fark ediyorsunuz ki sorun yalnızca sizde değil.
Dünyadaki herkes hafızasını kaybetmiş.
Peki böyle bir durumda dünya ne kadar sürede çökerdi?
Daha önemlisi:
İnsanlık yeniden başlayabilir miydi?

İlk 10 Dakika: Dünya Çapında Tam Bir Şaşkınlık

İlk dakikalarda insanların büyük çoğunluğu ne olduğunu anlamaya çalışırdı.
Evde uyanan biri:
“Burası neresi?”
diye sorardı.
Yanındaki insan:
“Sen kimsin?”
diye cevap verirdi.
Telefonlar çalmaya başlardı.
Ama kimse kimi arayacağını bilmezdi.
Bazı insanlar aynaya bakıp kendi yüzlerini bile tanımayabilirdi.
İnsanlar ilk olarak çevrelerindeki fiziksel ipuçlarından kim olduklarını çıkarmaya çalışırdı.
Kimlik kartları.
Fotoğraflar.
Telefon rehberleri.
Evdeki belgeler.
İsim yazan e-postalar.
Kısacası modern insan ilk kez kendi hayatını Google’lamaya çalışırdı.
Kendisi hakkında.
İlk Saat: Trafik Kaosu Başlar

Dünyadaki herkes hafızasını kaybederse en hızlı çökecek sistemlerden biri ulaşım olurdu.
O sırada trafikte olan milyonlarca insan düşünün.
Bazıları araba kullanmayı prosedürel olarak hatırlayabilir.
Ama:
Nereye gittiklerini bilmiyorlar.
Trafik kurallarını ne ölçüde hatırladıkları belirsiz.
Şehirleri tanımıyorlar.
Navigasyon kullanmayı bilmiyor olabilirler.
Uçaklarda durum çok daha ciddi.
Pilotlar kokpitteki sistemleri nasıl kullanacaklarını hatırlamıyorsa büyük risk ortaya çıkar.
Aynı şey trenler, gemiler ve ağır makineler için de geçerli.
İlk birkaç saat içinde dünya çapında çok sayıda ulaşım kazası yaşanması oldukça olası olurdu.
Modern medeniyetin ilk büyük problemi:
İnsanların geçmişlerini değil, makinelerini unutması olurdu.
Hastaneler Birkaç Saat İçinde Krize Girerdi

Hastanelerde durum daha da ciddi.
Doktorlar hangi ilacın ne işe yaradığını bilmiyor.
Hemşireler prosedürleri hatırlamıyor.
Hastalar hangi hastalıklara sahip olduklarını bilmiyor.
Kimsenin tıbbi geçmişini hatırlamaması da ayrı bir problem.
Diyabeti olan biri bunu bilmiyor olabilir.
Alerjisi olan biri hangi maddeye alerjisi olduğunu unutabilir.
Düzenli ilaç kullanan biri ne alması gerektiğini hatırlamayabilir.
Neyse ki elektronik sağlık kayıtları devreye girebilir.
Ama küçük bir sorun var:
Kimse sistemi nasıl kullanacağını hatırlamıyorsa kayıtların orada olması pek işe yaramaz.
Bilginin varlığı ile bilgiye erişebilmek aynı şey değil.
İlk Gün: Aile Kavramı Bir Anda Dağılır mıydı?

En duygusal sonuçlardan biri bu olurdu.
Karşınızda yıllardır evli olduğunuz insan var.
Ama onu tanımıyorsunuz.
Çocuğunuz size bakıyor.
Siz onun ebeveyni olduğunuzu bilmiyorsunuz.
O da sizi tanımıyor olabilir.
Fotoğraflar ve belgeler ilişkinizi kanıtlayabilir.
Ama duygusal bağ aynı şekilde geri gelir mi?
Bu çok daha zor bir soru.
Çünkü sevginin bir bölümü hafıza üzerine kuruludur.
Birlikte yaşanan anılar.
Kavgalar.
Tatil anıları.
Doğum günleri.
Ortak şakalar.
Bütün bunlar yok olmuşsa ilişki aynı ilişki midir?
Belki insanlar belgeler sayesinde:
“Biz evliymişiz.”
diyebilir.
Ama şu soru kaçınılmaz olurdu:
“Seni yeniden sevecek miyim?”
Bazı İnsanlar Sevdiklerine Yeniden Âşık Olur muydu?

Muhtemelen bazıları olurdu.
Bu düşünce deneyinin en güzel taraflarından biri de bu.
Bir çift birbirini tamamen unutuyor.
Sonra kimliklerini keşfediyor.
Aynı evde yaşamaya devam ediyorlar.
Ve zamanla tekrar birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar.
Bu romantik görünüyor.
Ama tersi de mümkün.
İnsanlar eski ilişkilerine bakıp:
“Ben gerçekten bu insanla mı evlenmişim?”
diyebilir.
Hafıza kaybı bazı ilişkileri yeniden kurarken bazılarını tamamen bitirebilirdi.
Dünya bir anda milyarlarca insanın kendi hayatına yeniden başvuru yaptığı dev bir ikinci şans deneyine dönüşürdü.
İnsanlar Kendi Eski Hayatlarını Beğenmeyebilir

Bir kişi telefonunda fotoğraflar buluyor.
Lüks otomobil.
Büyük şirket.
Pahalı ev.
Ama bunların hiçbirine duygusal bağ hissetmiyor.
Başka biri eski mesajlarını okuyor ve aslında yıllardır mutsuz bir ilişkide olduğunu fark ediyor.
Bir başkası nefret ettiği bir işte çalıştığını öğreniyor.
Hafızasını kaybeden insanlar hayatlarını dışarıdan görmeye başlayabilir.
Ve bazıları:
“Ben böyle biri olmak istemiyorum.”
diyebilir.
Bu durumda toplumsal sistem sadece hafıza yüzünden değil, insanların geçmiş hayatlarına dönmeyi reddetmesi yüzünden de değişebilirdi.
Para Kime Ait Olurdu?

Banka hesabınızda 2 milyon dolar var.
Ama siz hesabın sizin olduğunu hatırlamıyorsunuz.
Banka kayıtları bunu gösterebilir.
Peki bankanın sistemini yöneten çalışanlar ne yapacaklarını bilmiyorsa?
Kimlik doğrulama sistemleri çalışıyorsa mülkiyet teknik olarak korunabilir.
Ama insanlar paranın ne olduğunu veya finans sisteminin nasıl işlediğini anlamıyorsa işler karışır.
Daha temel soru:
Mülkiyet yalnızca kayıtla mı vardır, yoksa insanlar o kaydı tanıdığı için mi?
Devlet ve hukuk sistemi geçici olarak çökerse:
“Bu ev benim.”
cümlesi ne kadar anlamlı olur?
Tapu var.
Ama tapuyu uygulayacak kurum yok.
İnsanlık birkaç gün içinde felsefe dersine istemeden kayıt olurdu.
Devletler Ne Olurdu?

Bir ülkenin başbakanı veya cumhurbaşkanı uyanıyor.
Görevinin ne olduğunu bilmiyor.
Bakanlar birbirini tanımıyor.
Askeri komutanlar emir zincirini hatırlamıyor.
Polisler prosedürleri bilmiyor.
Memurlar sistemleri kullanmayı unutuyor.
Devlet kurumlarının fiziksel binaları hâlâ var.
Belgeler hâlâ var.
Ama kurumsal hafıza yok.
İlk aşamada görevlilerin kimlik kartları ve dijital kayıtları sayesinde görevler yeniden keşfedilebilir.
Fakat şu soru ortaya çıkar:
“Eskiden bu görevi yapıyormuşum. Devam etmek zorunda mıyım?”
Bazıları:
“Hayır.”
diyebilir.
Bu durumda hükümetler çok kısa sürede yeniden yapılanmak zorunda kalırdı.
Savaşlar Biter miydi?

İlk bakışta umut verici fikir:
Herkes hafızasını kaybetti.
Kimse kimin düşman olduğunu hatırlamıyor.
Savaşlar biter.
Gerçekten de devam eden birçok çatışma aniden durabilir.
Askerler neden savaştıklarını bilmiyor.
Komutanlar planları unutmuş.
Tarihsel düşmanlıklar hafızadan silinmiş.
Ama silahlar hâlâ orada.
Kaynak sıkıntıları hâlâ var.
Topraklar hâlâ sınırlı.
İnsanların korku ve çıkarları hâlâ mevcut.
Yani eski savaşlar sona erebilir.
Fakat yeni çatışmaların oluşması uzun sürmeyebilir.
Bu bize rahatsız edici bir şey söyler:
Sorun yalnızca tarihsel nefret değil, insan çıkarlarının çatışmasıdır.
Dinler Ortadan Kalkar mıydı?

Dini inançlar hafızadan silinirse insanlar hangi dine ait olduklarını unutabilir.
Ama kutsal metinler duruyor.
İbadethaneler duruyor.
Semboller duruyor.
Kitaplar duruyor.
Dini kurumlar fiziksel olarak hâlâ mevcut.
İnsanlar bunları yeniden keşfedebilir.
Bazıları eski inançlarına yeniden dönebilir.
Bazıları dönmeyebilir.
Belki de dünya tarihindeki en büyük dini yeniden yorumlama dönemi başlardı.
İnsanlar:
“Bu kitap benim için ne ifade ediyor?”
sorusunu ilk kez, geçmişten gelen kimlik baskısı olmadan cevaplamaya çalışırdı.
Dilimizi de Unutsaydık Ne Olurdu?

Şimdi düşünce deneyini biraz daha acımasız hale getirelim.
İnsanlar yalnızca anılarını değil, dili de unutuyor.
Bu durumda dünya çok daha hızlı çökerdi.
Çünkü iletişim olmadan bilgi aktarımı neredeyse durur.
Kitaplar anlamsız sembollere dönüşür.
İnternet var ama okuyamıyoruz.
İnsanlar işaretlerle iletişim kurmaya çalışır.
Yeni dil sistemleri oluşmaya başlayabilir.
Ancak eski bilgiyi geri kazanmak çok daha zor olur.
Bu nedenle insanlığın medeniyetini taşıyan en önemli şeylerden biri yalnızca hafıza değil:
Dil.
Bir kuşak bilgisini diğerine aktarabiliyorsa medeniyet devam eder.
Aktaramıyorsa her kuşak yeniden başlamak zorunda kalır.
Yapay Zekâ İnsanlığın Öğretmenine Dönüşür müydü?

Eğer yapay zekâ sistemleri, veri merkezleri ve elektrik altyapısı çalışmaya devam ederse çok ilginç bir rol ortaya çıkabilir.
İnsanlar yapay zekâya:
“Elektrik sistemi nasıl çalışır?”
“Ben kimim?”
“Bu cihaz ne işe yarıyor?”
“Bu ilaç nasıl kullanılır?”
gibi sorular sorabilir.
Yapay zekâ bir anda kişisel asistandan medeniyet kurtarma öğretmenine dönüşebilir.
Tabii insanların yapay zekâ arayüzünü kullanmayı hatırlaması gerekiyor.
İnsanlık kaderini “Şifremi unuttum” ekranına bırakırsa biraz trajikomik olur.
Su ve Gıda Sistemi Ne Kadar Dayanırdı?

Şehirlerde insanların önemli bölümü kendi yiyeceğini üretmiyor.
Gıda:
Üretiliyor.
İşleniyor.
Paketleniyor.
Kamyonlarla taşınıyor.
Marketlerde satılıyor.
Bu zincirin her aşamasında uzmanlık var.
İnsanlar görevlerini unutursa tedarik zinciri hızla bozulabilir.
Marketler birkaç gün içinde boşalmaya başlayabilir.
Şehirlerde gıda sıkıntısı büyük problem haline gelir.
Tarım bölgeleri çok değerli hale gelir.
Fakat çiftçiler de ne yaptıklarını unutmuşsa:
Traktörler var.
Tohumlar var.
Toprak var.
Bilgi yok.
Bu noktada tarım kitaplarının piyasa değeri oldukça yükselirdi.
Bitcoin bir süreliğine kenarda bekleyebilir.
Irkçılık ve Önyargılar Ortadan Kalkar mıydı?

Çok ilginç bir soru.
İnsanlar toplumsal önyargıları tamamen unutursa bazı tarihsel düşmanlıklar ortadan kalkabilir.
Kimse:
“Bizim halkımız onlardan nefret eder.”
diyemez.
Çünkü “bizim halkımız” kavramını bile hatırlamıyor olabilir.
Fakat insanlar fiziksel farklılıkları hâlâ görür.
Yeni gruplar oluşturabilir.
Yeni “biz ve onlar” ayrımları ortaya çıkabilir.
Bu yüzden hafıza kaybı eski önyargıları silebilir.
Ama insan beyninin grup oluşturma eğilimini tamamen ortadan kaldırmayabilir.
Belki de dünya eski hatalarını unutur.
Sonra yaratıcı bir biçimde yenilerini üretir.
Türümüz bu konuda ürkütücü derecede yetenekli.
Geçmişimizi Unutursak Hâlâ Aynı İnsan mıyız?

İşte düşünce deneyinin felsefi tarafı burada başlıyor.
Adınız aynı.
Vücudunuz aynı.
DNA’nız aynı.
Ama hiçbir anınızı hatırlamıyorsunuz.
Çocukluğunuz yok.
Aşkınız yok.
Başarılarınız yok.
Pişmanlıklarınız yok.
Sizi siz yapan şeylerin büyük bölümü hafızanızdaysa:
Hafızanız silindiğinde eski siz hâlâ var mıdır?
Filozof John Locke kişisel kimlik tartışmalarında hafızaya önemli bir rol vermişti.
Bir insanın geçmiş deneyimleriyle bilinçli bağlantısının kişisel kimlikle ilişkili olduğunu savunuyordu.
Bu düşünce deneyinde soru çok keskinleşir:
Eski hayatınız hakkında bütün belgeleri okuyabilirsiniz.
Ama onu hatırlamıyorsanız o hayat gerçekten “sizin” midir?
Peki Hafızamız Yavaş Yavaş Geri Gelseydi?

Asıl kaos şimdi başlardı.
İnsanlar aylar sonra eski hayatlarını hatırlamaya başlıyor.
Yeni bir ilişkiye başladınız.
Sonra eski eşinizi hatırladınız.
Başka bir şehirde yeni hayat kurdunuz.
Sonra eski ailenizi hatırladınız.
Birisi yeni toplumda lider oldu.
Sonra geçmişte bambaşka bir insan olduğunu öğrendi.
Eski borçlar geri gelir mi?
Eski evlilikler geçerli mi?
Eski suçlar?
Eski mülkiyet hakları?
Dünya ikinci kez kimlik krizine girerdi.
Bir kez hafızayı kaybetmek yetmemiş gibi, geri gelmesi de problem olurdu.
İnsan beyni gerçekten medeniyete gereğinden fazla iş çıkarıyor.
Son Bir Soru: Eski Hayatına Dönmek İster miydin?

Düşünce deneyini biraz daha kişisel hale getirelim.
Bütün hafızanı kaybettin.
Bir yıl boyunca yepyeni bir hayat kurdun.
Yeni arkadaşların var.
Sonra biri sana bir cihaz getiriyor.
Tek düğmeye basarsan eski hayatındaki bütün anıların geri gelecek.
Ama bir şart var:
Yeni hayatında yaşadığın son bir yılı tamamen unutacaksın.
Yani yalnızca bir hayatı hatırlayabilirsin.
Eski seni mi geri getirirdin, yoksa yeni hayatını mı seçerdin?
Daha kötüsü:
Belki de ikisini karşılaştırabilecek tek kişi sensin.
Ve düğmeye bastığın anda seçmediğin hayatın gerçekten var olduğunu bile unutacaksın.


