Issız Adalarda Yıllarca Tek Başına Yaşayan 5 İnsan: Gerçek Hayat Robinson Crusoe Hikâyeleri
Bir sabah uyandığınızı ve çevrenizde başka hiçbir insan olmadığını düşünün.
Telefon yok.
Market yok.
Elektrik yok.
Size yardım edebilecek kimse yok.
Ufukta yalnızca deniz var.
İşte ıssız adalarda yıllarca tek başına yaşayan insanların gerçek hikâyeleri.

1. Alexander Selkirk: Gerçek Robinson Crusoe

Ada: Más a Tierra, günümüzde Robinson Crusoe Adası
Yer: Juan Fernández Takımadaları, Şili
Yalnız kaldığı süre: 4 yıl 4 ay
Issız ada hikâyeleri söz konusu olduğunda Alexander Selkirk’ten başlamak gerekiyor.
Çünkü onun yaşadıkları, Daniel Defoe’nun 1719’da yayımlanan Robinson Crusoe romanının esin kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Selkirk, 1704 yılında Şili kıyılarından yüzlerce kilometre uzaktaki Más a Tierra Adası’nda kaldı ve burada dört yıl dört ay boyunca yalnız yaşadı.
İşin en garip tarafı?
Selkirk başlangıçta adada kalmayı kendisi istemişti.
Görev yaptığı Cinque Ports adlı geminin kötü durumda olduğunu düşünüyordu ve geminin yolculuğa devam etmesinin tehlikeli olduğunu savunuyordu.
Kaptanla yaşanan anlaşmazlık sonucunda Selkirk adada bırakıldı.
Muhtemelen diğer denizcilerin de onun kararına katılacağını düşünüyordu.
Katılmadılar.
Gemi uzaklaştı.
Selkirk adada kaldı.
Ve ironik biçimde Selkirk’in gemi hakkındaki şüphesi haklı çıktı: Cinque Ports daha sonra battı.
Alexander Selkirk Issız Adada Nasıl Hayatta Kaldı?
Selkirk başlangıçta yanında tüfek, balta, bıçak, tencere, yatak malzemeleri, kıyafetler ve bir İncil gibi sınırlı sayıda eşya bulunduruyordu.
Zamanla adadaki yabani keçileri avlamaya başladı.
Keçilerin etinden beslenirken derilerinden kendisine kıyafet yaptı. Ayrıca adada bulunan bitkilerden ve meyvelerden yararlandı.
Fakat hayatta kalmanın yalnızca yemek bulmakla ilgisi yoktu.
Asıl sorun yalnızlıktı.
Günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüştü.
Selkirk sonunda 1709 yılında Duke adlı İngiliz gemisi tarafından kurtarıldı.
Dört yıldan uzun süredir insanlarla düzenli iletişim kurmamış birinin bir sabah ufukta gemi görmesini hayal etmek bile yeterince güçlü.
Bir de dört yıldır hiçbir komşunun matkap sesi çıkarmadığı bir yerden tekrar topluma dönmek var.
İnsanın ikinci kez uyum sağlaması gerekebilir.
2. San Nicolas Adası’nın Yalnız Kadını: 18 Yıllık Gizem

Ada: San Nicolas Adası
Yer: Kaliforniya açıkları, ABD
İzolasyon süresi: Yaklaşık 18 yıl
Listedeki en inanılmaz hikâyelerden biri, gerçek adı bugün kesin olarak bilinmeyen Yerli bir kadına ait.
Tarihte genellikle San Nicolas Adası’nın Yalnız Kadını olarak anılıyor.
Daha sonra kendisine Juana María adı verildi.
1835 yılında San Nicolas Adası’nda yaşayan Nicoleño halkının geri kalan üyeleri Kaliforniya ana karasına götürüldü.
Ancak bu kadın adada kaldı.
Ve yaklaşık 18 yıl boyunca izole biçimde yaşamını sürdürdü.
Nasıl ve neden geride kaldığına ilişkin hikâyelerin önemli bir bölümü zaman içerisinde efsanelerle karıştı. Bu yüzden tarihçiler ayrıntılara dikkatli yaklaşıyor. Ancak onun 1835 ile 1853 yılları arasında adada izole yaşadığı tarihsel kaynaklarla destekleniyor.
18 Yıl Boyunca Nasıl Yaşadı?
Onun günlük hayatının tüm ayrıntılarını bilmiyoruz.
Bu da hikâyeyi daha etkileyici hale getiriyor.
Arkeolojik araştırmalar ve dönemin anlatıları, San Nicolas Adası’ndaki yaşam hakkında bazı bilgiler sunuyor ancak Yalnız Kadın’ın 18 yıl boyunca tam olarak nasıl bir rutin izlediğini kesin biçimde yeniden oluşturmak mümkün değil.
1853 yılında deniz samuru avcısı George Nidever’la bağlantılı bir grup tarafından bulundu ve Santa Barbara’ya götürüldü.
Fakat hikâyenin sonu mutlu olmadı.
Ana karaya geldikten yalnızca yaklaşık yedi hafta sonra, muhtemelen dizanteri nedeniyle hayatını kaybetti.
Bugün onun hikâyesi, Scott O’Dell’ın ünlü Island of the Blue Dolphins romanına da ilham veren tarihsel temel olarak biliniyor.
18 yıl.
Bir insanın çocukluğundan yetişkinliğe ulaşmasına yetecek kadar uzun bir süre.
O ise bütün bu zamanı Pasifik’teki uzak bir adada geçirdi.
3. Fernão Lopes: Topluma Dönmek Yerine Issız Adayı Seçen Adam

Ada: Saint Helena
Yer: Güney Atlantik
İlk uzun kalışı: Yaklaşık 14 yıl
Genellikle ıssız ada hikâyelerinde insanların kurtarılmak için yıllarca beklediğini düşünürüz.
Fernão Lopes’in hikâyesi bunun tam tersi.
O, fırsatı olduğu halde ıssız adaya geri dönmeyi tercih etti.
Lopes 16. yüzyılda Portekiz ordusunda görev yapan bir askerdi. Hindistan’daki olayların ardından ağır biçimde cezalandırıldı ve yıllar sonra Portekiz’e dönmesine izin verildi.
Ancak dönüş yolculuğu sırasında Saint Helena Adası’nda gemiden indi.
O dönem ada yerleşimsizdi.
Lopes burada yaklaşık 14 yıl kaldı.
Saint Helena, tatlı su kaynakları ve çeşitli doğal besin kaynakları sayesinde tamamen çorak bir ada değildi. Lopes bunlardan yararlanarak yaşamını sürdürebildi.
Sonunda Portekiz’e döndü.
Kral ve kraliçeyle bile görüştü.
Hikâye burada normal bir insan için biterdi:
“14 yıl adada yaşadım, yeter.”
Fernão Lopes normal davranmadı.
Saint Helena’ya geri döndü.
Bu kez yanına domuzlar, tavuklar ve keçiler de götürdü ve hayatının geri kalan bölümünü adada geçirdi. 1545 yılında burada öldü.
Bu nedenle Lopes’in hikâyesi hayatta kalmanın ötesinde başka bir soruyu ortaya çıkarıyor:
Bir insan uzun süre toplumdan uzak yaşadıktan sonra yalnızlığı gerçekten tercih etmeye başlayabilir mi?
Lopes’in cevabı belli gibi.
4. Tom Neale: Issız Adaya Kendi İsteğiyle Taşınan Adam

Ada: Anchorage, Suwarrow Atolü
Yer: Cook Adaları
Toplam yalnız yaşam süresi: Yaklaşık 16 yıl, üç ayrı dönem
Çoğu insanın ıssız ada hayali yaklaşık şöyle işler:
“Bir süre giderim, kafamı dinlerim.”
Tom Neale bunu biraz fazla ciddiye aldı.
Yeni Zelandalı Neale, Pasifik’teki Suwarrow Atolü’nün Anchorage adlı küçük adasında üç ayrı dönemde toplam yaklaşık 16 yıl yalnız yaşadı. Yeni Zelanda Ulusal Kütüphanesi’ndeki Neale arşivi de onun Suwarrow’da toplam 16 yıl yalnız yaşadığını kaydediyor.
İlk kez 1952 yılında adaya yerleşti.
Bu bir gemi kazası değildi.
Kaçırılmadı.
Orada unutulmadı.
Kendi isteğiyle gitti.
Yanında temel malzemeler götürdü ve adadaki yaşamını büyük ölçüde kendisi kurdu. Balık, hindistancevizi, ekmek ağacı meyvesi ve başka yerel kaynaklardan yararlandı; bahçe oluşturdu ve adadaki mevcut yapıları onardı.
Tamamen dünyadan kopuk değildi. Zaman zaman tekneler ve ziyaretçiler adaya uğruyordu.
Ancak günlük hayatının büyük bölümünü tek başına geçiriyordu.
Neale’in hikâyesinin en çarpıcı taraflarından biri, yalnızlıktan kaçmak yerine sürekli ona geri dönmesiydi.
İlk döneminin ardından Suwarrow’a tekrar gitti.
Sonra tekrar.
Son kalışı 1967’de başladı ve sağlık sorunları nedeniyle ayrıldığı 1977 yılına kadar sürdü.
Deneyimlerini daha sonra An Island to Oneself adlı kitabında anlattı.
Birçok insan hafta sonu telefonunu kapatınca kendisini toplumdan kopmuş hissediyor.
Neale çıtayı biraz gereksiz yükseltmiş.
5. David Glasheen: Servetini Kaybedip Issız Adaya Taşınan Milyoner

Ada: Restoration Island
Yer: Kuzey Queensland, Avustralya
Ada yaşamının başlangıcı: 1997
David Glasheen’in hikâyesi diğerlerinden farklı.
O bir gemi kazasından kurtulmadı.
Bir adada unutulmadı.
Hayatının yönünü tamamen değiştirip uzak bir adada yaşamayı seçti.
Glasheen iş dünyasında büyük maddi kayıplar yaşadıktan sonra 1997 yılından itibaren Avustralya’nın kuzeyindeki Restoration Island’da çoğunlukla yalnız yaşamaya başladı. Avustralya ABC, 2019 itibarıyla onun 1997’den beri adada büyük ölçüde yalnız yaşadığını aktarıyordu.
Glasheen’in hayatı klasik anlamda “mahsur kalmış insan” hikâyesi değildi.
Adayı bilinçli olarak seçmişti.
Balık tutuyor, bahçeyle uğraşıyor ve oldukça sade bir hayat sürüyordu.
Ancak modern dünyadan tamamen kopmuş da değildi.
İnternet bağlantısı kullanıyor ve zaman zaman ziyaretçilerle iletişim kuruyordu.
Bu yüzden onun hikâyesini Alexander Selkirk veya San Nicolas Adası’nın Yalnız Kadını ile tamamen aynı kategoriye koymak doğru olmaz.
Ama ortaya ilginç bir soru çıkarıyor:
İnsan gerçekten her şeyi bırakıp toplumdan uzakta yaşayabilir mi?
Glasheen onlarca yıl boyunca buna oldukça sıra dışı bir cevap verdi.
6. Ada Blackjack: Kuzey Kutbu’nda Yapayalnız Kalan Kadın

Ada Blackjack yıllarca tamamen tek başına kalmadığı için bu listenin küçük istisnası.
Ama hikâyesi buraya girmeyecek kadar inanılmaz.
1921 yılında 23 yaşındaki Iñupiat kadın, para kazanıp hasta oğluna bakabilmek amacıyla Wrangel Adası’na gönderilen bir keşif ekibine katıldı.
Görevi ağırlıklı olarak kıyafet dikmek ve tamir etmekti.
Avcı veya profesyonel kutup kâşifi değildi.
Ekipte onun dışında dört erkek vardı.
Sonra işler korkunç biçimde bozuldu.
Beklenen yardım gemisi gelemedi.
Yiyecek azaldı.
Ekip üyelerinden biri hastalandı.
Üç erkek yardım bulmak amacıyla Sibirya yönüne doğru yola çıktı ve bir daha görülmedi.
Ada, hasta Lorne Knight’a bakmaya devam etti.
Knight 23 Haziran 1923’te öldüğünde Wrangel Adası’nda Ada ve ekipteki kedi Vic dışında kimse kalmadı.
Ada daha önce avcılık konusunda deneyimsiz olmasına rağmen tüfek kullanmayı öğrendi.
Kuş avladı.
Tilki tuzakları kurdu.
Yumurta topladı.
Kutup ayılarından korunmaya çalıştı.
Çadırını güçlendirdi ve kendi yaşam alanını ayakta tuttu.
20 Ağustos 1923’te sonunda bir kurtarma gemisi geldi.
Ekipteki beş insandan hayatta kalan tek kişi Ada Blackjack’ti.
Gazeteler onu daha sonra “kadın Robinson Crusoe” gibi ifadelerle ünlü hale getirmeye çalıştı.
Ada ise esas olarak oğlunun yanına dönmek istiyordu.
Bazen hayatta kalma hikâyelerindeki kişi kahraman olmayı planlamaz.
Sadece eve gitmek ister.
Issız Adada Hayatta Kalmanın En Büyük Sorunu Gerçekten Açlık mı?

Filmler genellikle ilk problemi yiyecek olarak gösteriyor.
Ama uzun süreli ada yaşamında tablo çok daha karmaşık.
Temiz su bulmak, barınak oluşturmak, yaralanmalardan korunmak, enfeksiyonlarla mücadele etmek ve yeterli besin elde etmek sürekli sorun yaratabilir.
Ancak tarihsel ıssız ada hikâyeleri başka bir tehdidi de gösteriyor:
Yalnızlık.
Gerçek Issız Ada Hikâyeleri Filmlerden Daha İnanılmaz

Issız adalarda yıllarca yaşayan insanların gerçek hikâyeleri, insanın hayatta kalma yeteneğinin ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.
Alexander Selkirk dört yıldan fazla yalnız yaşadı ve Robinson Crusoe’ya ilham verdi.
Juana Maria yaklaşık 18 yıl boyunca San Nicolas Adası’nda yaşamını sürdürdü.
Fernão Lopes insanlardan uzak yaşamayı seçerek onlarca yıl St. Helena’da kaldı.
Marguerite de la Rocque sürgün edildiği adada sevdiklerini kaybettikten sonra tek başına hayatta kaldı.
Ada Blackjack ise Kuzey Kutbu’nun son derece sert koşullarında grubundaki diğer herkes öldüğünde veya kaybolduğunda yaşamayı başardı.
Bu insanların ortak noktası yalnızca güçlü olmaları değildi.
Uyum sağladılar.
Çevrelerini öğrendiler.
Yeni beceriler geliştirdiler.
Rutinler oluşturdular.
Ve çoğu zaman ne zaman kurtarılacaklarını bilmeden bir gün daha yaşamaya çalıştılar.
Issız ada filmlerinde kurtarma gemisi genellikle final sahnesinde gelir.
Gerçek hayatta ise hiç kimse finalin ne zaman geleceğini bilmiyordu.
Belki de bu hikâyeleri bu kadar etkileyici yapan şey tam olarak bu.


