Mitolojinin En Tuhaf Yaratılış Hikâyeleri: Dünya Nasıl Başladı?
Yunan, İskandinav, Türk, Mısır ve Japon mitolojilerinde dünyanın yaratılışı nasıl anlatılıyor?
Gelin, mitolojinin en tuhaf yaratılış hikâyelerine yakından bakalım.

1. Yunan Mitolojisinde Yaratılış: Her Şey Khaos ile Başladı
Yunan mitolojisinde dünyanın başlangıcında bildiğimiz anlamda bir dünya yoktu.
Başlangıçta Khaos vardı.
Ancak burada küçük bir ayrıntı önemli: Khaos’u yalnızca günümüzde kullandığımız anlamıyla “karmaşa” olarak düşünmemek gerekir. Antik Yunan kozmogonisinde Khaos, varlıkların ortaya çıkmasından önceki ilksel boşluk veya açıklık olarak karşımıza çıkar.
Khaos’un ardından Gaia (Yeryüzü), Tartaros ve Eros gibi ilksel varlıklar ortaya çıkar.
Gaia daha sonra gökyüzünü temsil eden Uranos’u meydana getirir. Gaia ile Uranos’un birlikteliğinden Titanlar doğar ve böylece Yunan mitolojisinin meşhur tanrısal soy ağacı şekillenmeye başlar.
Fakat bu soy ağacında huzurlu bir aile ortamı aramak büyük hata olur.
Uranos’un çocuklarıyla yaşadığı çatışmalar, Kronos’un babasına karşı ayaklanması ve ardından Zeus’un Kronos’u devirmesiyle yaratılış hikâyesi aynı zamanda kuşaklar arasındaki bir iktidar mücadelesine dönüşür.
“Kozmos” kavramının düzen fikriyle bağlantısı düşünüldüğünde Yunan yaratılış anlatısı yalnızca tanrıların doğumunu değil, biçimsiz bir başlangıçtan düzenli bir dünyanın ortaya çıkışını da temsil eder.

2. İskandinav Mitolojisinde Yaratılış: Bir Devin Bedeninden Dünya
Başlangıçta Ginnungagap adı verilen büyük bir boşluk vardır.
Bu boşluğun bir tarafında ateşle ilişkilendirilen Muspelheim, diğer tarafında ise buzlu ve sisli Niflheim bulunur.
Sıcaklık ile soğuğun karşılaşması sonucunda damlalar oluşur ve bu damlalardan ilksel dev Ymir meydana gelir.
Fakat Ymir’in hikâyesinin devamı pek iç açıcı değildir.
Odin ve kardeşleri Vili ile Vé, Ymir’i öldürür. Ardından devin bedeni adeta evrenin yapı malzemesine dönüşür.
Ymir’in:
- Etinden toprak,
- Kanından denizler,
- Kemiklerinden dağlar,
- Kafatasından gökyüzü
meydana gelir.
İskandinav yaratılış mitinde dünya, bir varlığın yok edilmesinden doğar.
Bu açıdan bakıldığında Ymir’in ölümü yalnızca mitolojik bir olay değildir. “Bir şeyin doğması için başka bir şeyin sona ermesi gerekir mi?” sorusunu da beraberinde getirir.

3. Türk Mitolojisinde Yaratılış: Sonsuz Suların Üzerinde Bir Dünya
Türk mitolojisinde yaratılış söz konusu olduğunda tek ve değişmez bir hikâyeden bahsetmek doğru olmaz. Orta Asya ve Sibirya’daki farklı Türk topluluklarında anlatının ayrıntıları değişiklik gösterebilir.
Bunlardan biri ilksel su fikridir.
Bazı anlatılarda başlangıçta gökyüzü ve kara henüz bildiğimiz biçimiyle yoktur, her tarafı uçsuz bucaksız sular kaplamaktadır.
Türk mitolojik geleneklerinde Ülgen, göksel ve yaratıcı güçlerle ilişkilendirilen önemli figürlerden biri olarak karşımıza çıkar. Bazı Altay yaratılış anlatılarında ise dünyanın meydana gelişi, suyun dibinden toprak çıkarılması gibi motiflerle açıklanır.
Türk mitolojisi tek bir kitapta toplanmış, değişmez bir mitolojik sistem değildir. Bu nedenle “Türk mitolojisine göre kesin olarak yaratılış böyle gerçekleşmiştir” gibi ifadeler kullanırken dikkatli olmak gerekir.

4. Mısır Mitolojisinde Yaratılış: Karanlık Sulardan Doğan Evren
Antik Mısır denildiğinde akla piramitler, firavunlar ve mumyalar geliyor. Ancak Mısır mitolojisinin yaratılış hikâyeleri en az bunlar kadar ilginçtir.
Üstelik küçük bir sorun var: Antik Mısırlılar tek bir yaratılış hikâyesinde anlaşamamışlardı.
Heliopolis, Memphis ve Hermopolis gibi önemli dini merkezlerde farklı kozmogoni gelenekleri gelişti.
Heliopolis geleneğinde başlangıçta Nun adı verilen karanlık, sınırsız ve ilksel sular bulunur.
Bu sulardan Atum ortaya çıkar ve yaratılış süreci başlar.
Filozof Gottfried Wilhelm Leibniz, felsefe tarihinin en basit görünen ama en zor sorularından birini sormuştur:
“Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?”
Yaratılış mitlerinin büyük bölümü aslında bu sorunun çok daha eski ve hikâyeleştirilmiş cevapları olarak okunabilir.

5. Japon Mitolojisinde Yaratılış: Bir Mızraktan Düşen Damlalar
Japon mitolojisinin yaratılış anlatısında Izanagi ve Izanami adlı iki tanrısal figür önemli bir yere sahiptir.
Anlatıya göre dünya henüz tam olarak şekillenmemişken Izanagi ve Izanami’ye yeryüzünü biçimlendirme görevi verilir.
İkili, göksel köprüden aşağıdaki denizi kutsal bir mızrakla karıştırır .Mızrağı sudan çıkardıklarında ucundan düşen tuzlu damlalar katılaşır ve ilk ada meydana gelir.
Izanagi ve Izanami daha sonra adaları ve çeşitli tanrısal varlıkları meydana getirir.
Ancak hikâye kısa süre içinde karanlık bir hâl alır.
Izanami, ateş tanrısını doğururken ağır şekilde yaralanır ve ölür. Bunun üzerine Izanagi onu geri getirmek amacıyla ölüler diyarına gider.
Böylece Japon yaratılış anlatısı yalnızca dünyanın nasıl ortaya çıktığını anlatan bir hikâye olmaktan çıkar; yaşam, ölüm ve geri dönüşü olmayan sınırlar üzerine bir mite dönüşür.

6. Çin Mitolojisinde Pangu: Dünya Bir Devden mi Oluştu?
Dünyanın bir devin bedeninden yaratılması size İskandinav mitolojisindeki Ymir’i hatırlattıysa, Çin mitolojisindeki Pangu anlatısı daha da ilginç gelecektir.
Yaygın anlatılardan birinde başlangıçtaki evren, kaotik bir kozmik yumurta hâlindedir.
Pangu bu kozmik yapı içerisinde gelişir. Ardından gökyüzü ile yeryüzü birbirinden ayrılmaya başlar.
Pangu öldüğünde ise bedeninin farklı parçaları dünyanın unsurlarına dönüşür.
Nefesi rüzgâra, sesi gök gürültüsüne, gözleri Güneş ve Ay’a, bedeninin çeşitli parçaları ise yeryüzünün farklı unsurlarına dönüşür.
Ymir ve Pangu anlatılarındaki benzerlik son derece çarpıcıdır: Evren, kozmik bir varlığın bedeninden meydana gelir.

Yaratılış Mitleri Bize Ne Anlatıyor?
Mitolojinin en tuhaf yaratılış hikâyeleri, yalnızca insanların dünyanın nasıl oluştuğuna dair eski tahminleri değildir.
Bu hikâyeler aynı zamanda onları anlatan toplumların doğa, yaşam, ölüm, düzen ve insanın evrendeki yeri hakkındaki düşüncelerini yansıtır.
“Belki de yaratılış mitlerinin en ilginç tarafı evren ve oluşum hakkında ne söyledikleri değil, onları anlatan insanların bu oluşum silsilelerinin evreni nasıl anlamlandırdıklarıdır.”


