Herkes Öleceği Tarihi Bilse Dünya Nasıl Değişirdi? Hayatı Altüst Edecek Bir Düşünce Deneyi
Telefonunuzun takvimini açtığınızı düşünün.
Doğum gününüz var.
Toplantılarınız var.
Ve yıllar sonrasında değiştiremeyeceğiniz tek bir tarih:
Öleceğiniz gün.
Peki herkes öleceği tarihi bilse dünya nasıl değişirdi?

1. Doğum Günlerinden Daha Önemli Bir Tarihimiz Olurdu

Bugün bir insanın hayatındaki en önemli tarihler genellikle doğum günü, evlilik yıldönümü, mezuniyet veya çocuklarının doğumu gibi olaylardır.
Ölüm tarihimizi bilseydik takvimimizde bambaşka bir merkez oluşurdu.
İnsanlar muhtemelen:
“Kaç yaşındasın?”
sorusundan çok:
“Ne kadar zamanın kaldı?”
sorusuyla karşılaşabilirdi.
Hatta yaş kavramının kendisi bile değişebilirdi.
Bugün 30 yaşındaki iki kişiyi kabaca aynı yaşam döneminde kabul ediyoruz.
Fakat birinin 60 yılı, diğerinin yalnızca 3 yılı kaldığını biliyorsak ikisine gerçekten aynı gözle bakar mıydık?
Muhtemelen hayır.
İnsanları yaşadıkları yıldan çok kalan yıllarına göre değerlendirmeye başlayabilirdik.
Ve bu durum oldukça rahatsız edici yeni bir toplumsal sınıflandırma yaratabilirdi.
2. İnsanlar Hâlâ Sevmedikleri İşlerde 40 Yıl Çalışır mıydı?

Muhtemelen bazıları çalışırdı.
Çünkü kira ölüm bilincinden etkilenmiyor.
Fakat ölüm tarihinin bilinmesi kariyer kararlarını ciddi biçimde değiştirebilirdi.
70 yılı kaldığını bilen biri uzun eğitim gerektiren bir mesleğe rahatça yatırım yapabilir.
5 yılı kaldığını bilen biri ise aynı kararı verir miydi?
Belki iş hayatında:
“Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum?”
sorusu çok daha güçlü hale gelirdi.
Bugün insanlar bazen yıllarca:
“Bir gün işimi değiştireceğim.”
“Bir gün seyahat edeceğim.”
“Bir gün kendi işimi kuracağım.”
diyebiliyor.
Ölüm tarihiniz belliyse “bir gün” oldukça somut bir sınıra sahip olur.
Ertelemenin en sevdiği kelime elinden alınırdı.
3. Üniversite Okumak Bile Matematik Problemine Dönüşebilirdi

18 yaşındasınız.
Ölüm tarihinize 60 yıl var.
Dört yıllık üniversite eğitimi mantıklı görünüyor.
Ama yalnızca sekiz yılınız kaldığını düşünün.
Dört yılını üniversitede geçirmek ister miydiniz?
Belki evet.
Çünkü eğitimin değeri yalnızca gelecekte kazanılacak para değildir.
Ama birçok insan:
“Kalan zamanımın ne kadarını geleceğe hazırlanarak geçirmeliyim?”
sorusunu sormaya başlardı.
Bu da eğitim sistemini değiştirebilirdi.
Daha kısa programlar, yoğun eğitim modelleri ve yaşam boyu öğrenme sistemleri önem kazanabilirdi.
Çünkü zamanın fiyatı artık herkes için aynı olmazdı.
4. Aşk Hayatı Çok Daha Karmaşık Hale Gelirdi

Birine âşık oldunuz.
Sonra onun ölüm tarihini öğrendiniz.
18 ay sonra.
İlişkiye devam eder miydiniz?
Bu soru romantik olmaktan çok acımasız.
Bazı insanlar:
“Birlikte geçireceğimiz 18 ay hiçbir şey yaşamamaktan daha değerli.”
diyebilirdi.
Bazıları ise yaşayacağı kaybı bildiği için ilişkiye hiç başlamamayı seçebilirdi. Bunun tam tersini düşünün. Siz 40 yıl sonra öleceksiniz. Partneriniz 5 yıl sonra.
Her sabah uyandığınızda geri sayımı biliyorsunuz.
Bu bilgi aşkı daha mı değerli hale getirirdi?
Yoksa dayanılmaz mı yapardı?
Belki de “sonsuza kadar” sözü tamamen ortadan kalkardı.
Yerine daha dürüst ama biraz daha ürpertici bir ifade gelirdi:
“Tarihlerimizden biri gelene kadar.”
Romantizm departmanı bundan pek memnun kalmazdı.
5. Flört Uygulamalarında “Kalan Ömür” Filtresi Olabilir miydi?

Kulağa distopik geliyor.
Tam da bu yüzden muhtemelen biri yapardı.
Boy.
Yaş.
Mesafe.
İlgi alanları.
Ve:
Tahmini değil, kesin kalan yaşam süresi.
İnsanlar uzun süreli ilişki ararken ölüm tarihleri birbirine yakın kişileri tercih edebilir miydi?
“En az 30 yılı kalanlar.”
gibi filtreler ortaya çıkar mıydı?
Böyle bir sistem son derece ayrımcı görünse de insanların gelecekte yaşayacakları kaybı azaltmak amacıyla bunu kullanması şaşırtıcı olmazdı.
Ölüm bilgisi aşkı daha dürüst hale getirebilirdi.
Ama aynı zamanda daha hesapçı.
6. Çocuk Sahibi Olma Kararı Tamamen Değişebilirdi

Bir insan 10 yıl sonra öleceğini biliyor.
Çocuk sahibi olmak ister mi?
Çocuğunun büyüdüğünü göremeyeceğini baştan biliyorsa karar değişir mi?
Bazıları yine çocuk sahibi olmayı seçebilir.
Bazıları ise bundan vazgeçebilir.
Devletler ve toplumlar da bu konuda etik açıdan oldukça tartışmalı baskılar oluşturabilirdi.
Daha uzun yaşayacağı bilinen insanlar ebeveynlik açısından “daha güvenli” görülmeye başlanabilir.
Bu da ölüm tarihine dayalı yeni bir ayrımcılık biçimi yaratırdı.
İnsanlık sınıflandıracak yeni bir özellik bulduğunda onu kullanmamak konusunda tarihsel olarak pek başarılı değil.
7. İnsanlar Daha Fazla mı Para Harcardı?

Diyelim ki 40 yaşındasınız.
Ölüm tarihinize tam iki yıl kaldı.
Bankada yıllardır biriktirdiğiniz ciddi miktarda paranız var.
Hâlâ emeklilik için yatırım yapar mıydınız?
Muhtemelen hayır.
Ölüm tarihi yaklaştıkça bazı insanlar tasarrufu azaltıp harcamalarını artırabilirdi.
Seyahat.
Deneyimler.
Sevdiklerine hediyeler.
Hayaller.
Bugün:
“İleride lazım olur.”
dediğimiz paranın gelecekte tam olarak ne zamana kadar lazım olacağını bilirdik.
Ekonomistler açısından ise bu oldukça ilginç bir dünya olurdu.
Bir ülkede ölüm tarihleri belirli dönemlerde yoğunlaşıyorsa tüketim davranışları bile önceden tahmin edilebilirdi.
8. Suç Oranları Artar mıydı?

Bu düşünce deneyinin en karanlık sorularından biri bu.
Bir insan yarın öleceğini biliyorsa bugün kanunlardan daha az korkar mı?
Bazı kişiler:
“Nasıl olsa yarın öleceğim.”
diyerek daha riskli veya zarar verici davranışlarda bulunabilir.
Fakat tam tersi de mümkün.
Ölümün kesinliğini bilen biri son günlerini sevdikleriyle geçirmek isteyebilir.
Burada ilginç bir hukuki problem de ortaya çıkar.
Bir mahkeme 20 yıl hapis cezası veriyor.
Ama sanığın üç yıl sonra öleceği kesin olarak biliniyor.
20 yıllık cezanın anlamı nedir?
Ceza sistemleri bile kalan yaşam süresine göre adalet tartışmasına girebilirdi.
9. İnsanlar Daha Mutlu mu Olurdu?

İlk düşünce:
Hayır.
Ölüm tarihinizi bilmek korkunç olurdu.
Fakat cevap bu kadar basit olmayabilir.
Belirsizlik de kaygı yaratır.
İnsanlar bugün:
“Ya erken ölürsem?”
“Ya aileme bir şey olursa?”
“Ne kadar zamanım var?”
gibi soruların cevaplarını bilmiyor.
Ölüm tarihi bilinse bu belirsizlik ortadan kalkardı.
Bazı insanlar için bu rahatlatıcı olabilir.
Örneğin 25 yaşındaki biri 93 yaşında öleceğini biliyorsa erken ölüm korkusu büyük ölçüde ortadan kalkabilir.
Fakat ölüm tarihi yaklaştıkça psikolojik yük giderek artabilir.
Belki toplumda yeni bir kavram ortaya çıkardı:
Ölüm tarihi kaygısı.
İnsanlar doğum günlerini kutlarken aynı zamanda kalan yıllarını saymaya başlayabilirdi.
Herkes Ölüm Tarihini Bilmek İster miydi?

Şimdi düşünce deneyinin kurallarını biraz değiştirelim.
Ölüm tarihinizi öğrenmek zorunda değilsiniz.
Ama öğrenebilirsiniz.
Bakmak ister miydiniz?
Belki de asıl zor soru bu.
Çünkü bilmemek belirsizlik getiriyor.
Bilmek ise geri alınamayacak bir bilgi.
Bir kez tarihi gördüğünüzde onu zihninizden silemezsiniz.
Uzun bir yaşamınız olduğunu öğrenebilirsiniz.
Ya da düşündüğünüzden çok daha az zamanınız kaldığını.
Bu nedenle bazı insanlar kesinlikle öğrenmek isterdi.
Bazıları ise sonuna kadar kapalı zarfı açmamayı seçerdi.
Ve muhtemelen iki taraf da diğerinin nasıl böyle yaşayabildiğini anlayamazdı.
Peki Sen Ölüm Tarihini Öğrenmek İster miydin?

Son olarak küçük ama pek de masum olmayan bir soru:
Önünde kırmızı bir düğme olduğunu düşün.
Düğmeye bastığında öleceğin tarihi saniyesinde öğreneceksin.
Ama iki kural var:
Birincisi: Öğrendiğin tarihi hiçbir şekilde değiştiremezsin.
İkincisi: Bir kez öğrendiğinde bu bilgiyi unutamazsın.
Şimdi seçim senin:
Kırmızı düğmeye basar mıydın, yoksa hayatının son gününü hiç bilmeden yaşamayı mı tercih ederdin?
Bir de işleri biraz karıştıralım:
Düğmeye bastın ve ekranda “127 yaşında öleceksin” yazdı.
İlk tepkin ne olurdu?
“Harika, önümde uzun bir hayat var!” mı?
Yoksa…
“Ben 127 yaşıma kadar çalışacak mıyım?” mı?


