Dünyanın En Zor Yaşanılan Yerlerinde Günlük Hayat Nasıl Geçiyor? İnsanların Sınırları Zorladığı 8 Yer
Sabah uyanıyorsunuz.
Dışarıda -50°C.
Arabanız çalışmayabilir, gözlüğünüz birkaç dakika içinde buz tutabilir ve dışarı çıkarken yanlış kıyafet seçmek yalnızca “üşümek” anlamına gelmez.
Şimdi başka bir yere gidelim.
Hava 50°C’ye yaklaşıyor. Güneş altında uzun süre kalmak tehlikeli. Su, gölge ve serinlik günlük hayatın merkezinde.
Bütün bunlar belgesel senaryosu değil.
Dünyanın bazı bölgelerinde insanlar aşırı soğuk, sıcak, yükseklik, kuraklık veya izolasyonla birlikte yaşamayı öğrenmiş durumda.
Peki dünyanın en zor yaşanılan yerlerinde günlük hayat nasıl geçiyor?

1. Oymyakon: -50 Derecede Normal Bir Sabah Nasıl Başlar?
Yer: Saha Cumhuriyeti (Yakutistan), Rusya
Oymyakon, kalıcı olarak yaşanılan dünyanın en soğuk yerlerinden biri olarak biliniyor.
Kış aylarında sıcaklıkların -50°C civarına ve daha aşağıya düşmesi olağan dışı değil.
Fakat burada yaşayan insanlar sabah:
“Bugün biraz soğuk, evden çıkmayalım.”
deme lüksüne her zaman sahip değil.
Çünkü hayat devam ediyor.
Arabayı kapatmak neden sorun olabilir?
Aşırı soğuk motorları, aküleri ve diğer mekanik parçaları ciddi biçimde etkileyebilir.
Bu nedenle araçların sıcak tutulması veya özel önlemler alınması gerekebilir. Bazı sürücüler araçlarını uzun süre çalışır halde tutmayı tercih eder.
Telefon bataryaları da aşırı soğukta çok hızlı performans kaybedebilir.
Dışarı çıkarken kat kat kıyafet giymek ise moda tercihi değil, temel ihtiyaçtır.
Peki insanlar ne yiyor?
Böylesine soğuk bir bölgede tarım seçenekleri doğal olarak sınırlı.
Yerel beslenmede et, balık ve soğuk iklime uygun geleneksel yiyecekler önemli yer tutuyor.
Dışarısı zaten devasa bir dondurucu gibi davranabildiği için yiyecekleri soğuk tutmak pek zor değil.
Buzdolabının insanlık tarihindeki en büyük icat olduğunu burada anlatmaya çalışırsanız ortam biraz sessizleşebilir.
3. Dallol ve Danakil Çöküntüsü: Aşırı Sıcaklığın Ortasında Yaşam
Yer: Etiyopya
Şimdi montları çıkarabiliriz.
Hem de oldukça hızlı.
Etiyopya’nın kuzeydoğusundaki Danakil Çöküntüsü, dünyanın en sıcak ve en sıra dışı bölgelerinden biri.
Volkanlar.
Tuz düzlükleri.
Hidrotermal alanlar.
Çöl.
Aşırı sıcaklık.
Burası Dünya’nın “normal coğrafya ayarlarını” biraz kurcaladığı yerlerden biri.
Bölgede yaşayan Afar toplulukları, son derece zorlu çevre koşullarına kuşaklar boyunca uyum sağlamış durumda.
Günlük hayat nasıl?
Su doğal olarak en değerli kaynaklardan biri.
Günün sıcak saatlerinde fiziksel faaliyetler daha zor hale geliyor ve seyahatlerin dikkatli planlanması gerekiyor.
Bölge aynı zamanda tarihsel olarak tuz ticaretiyle tanınıyor.
Tuz bloklarının develerle taşındığı kervanlar uzun süre bölgenin simgelerinden biri oldu.
Birçoğumuz marketten tuz alırken:
“İyotlu mu olsun?”
diye düşünüyoruz.
Burada tuzun hikâyesi çölü aşmakla başlayabiliyor.
4. La Rinconada: 5.000 Metrenin Üzerinde Bir Şehirde Yaşamak
Yer: Peru
Deniz seviyesinden yaklaşık 5.100 metre yüksekte bir yerleşimde yaşadığınızı düşünün.
Burası Peru’daki La Rinconada.
Dünyanın en yüksek rakımlı kalıcı yerleşimlerinden biri olarak biliniyor.
Buradaki en büyük sorun yalnızca soğuk değil.
Oksijen.
Yükseklik arttıkça atmosfer basıncı düşer ve her nefeste vücudun kullanabildiği oksijen miktarı azalır.
Bölgeye alışkın olmayan kişilerde baş ağrısı, nefes darlığı, yorgunluk ve yükseklik hastalığı görülebilir.
Uzun süre yüksek rakımlarda yaşayan topluluklarsa kuşaklar boyunca çeşitli fizyolojik uyumlar geliştirmiştir.
İnsanlar neden burada yaşıyor?
Altın.
La Rinconada’nın büyümesinin temel nedenlerinden biri çevredeki altın madenciliği.
Ekonomik fırsatlar insanları son derece zorlu yaşam koşullarına rağmen bölgeye çekti.
Fakat yerleşimde altyapı, sanitasyon, atık yönetimi ve madenciliğin çevresel etkileri ciddi problemler oluşturuyor.
Bazen insanın yaşayabileceği en zor yerleri doğa seçmiyor.
Ekonomi seçiyor.
5. Atacama Çölü: Yağmurun Neredeyse Unutulduğu Topraklarda Hayat
Yer: Şili
Bazı yerlerde insanlar yağmurdan şikâyet eder.
Atacama’nın bazı kesimlerinde yağmur başlı başına olaydır.
Şili’nin kuzeyindeki Atacama Çölü, dünyanın en kurak bölgelerinden biri.
Bazı kesimleri o kadar kuru ki manzara Mars yüzeyine benzetiliyor.
Peki böyle bir yerde insanların en önemli problemi ne?
Tahmin etmek zor değil:
Su.
Yerleşimlerin su kaynaklarına erişimi, yeraltı suları ve dağlardan gelen kaynaklar bölgedeki yaşam açısından kritik öneme sahip.
Modern altyapı yaşamı kolaylaştırsa da su hâlâ son derece değerli.
Atacama’nın bazı bölgelerinde sis bile kaynak olarak değerlendirilebiliyor. Özel ağlarla havadaki küçük su damlacıklarını yakalamaya yönelik “sis hasadı” sistemleri Şili’nin kurak bölgelerinde denenmiş durumda.
Başka yerde:
“Bugün hava çok sisli.”
Burada:
“Bedava su uçuyor, ağı getirin.”
Perspektif diye buna deniyor.
6. Tristan da Cunha: Dünyanın En İzole Yerleşimlerinden Birinde Günlük Hayat
Yer: Güney Atlantik Okyanusu
Bir şehirden uzak olduğunuzu düşünüyorsunuz.
Sonra Tristan da Cunha sakinleri geliyor.
Tristan da Cunha, Güney Atlantik’in ortasında bulunan son derece uzak bir takımada.
Ana yerleşim yeri oldukça etkileyici bir isme sahip:
Edinburgh of the Seven Seas.
Adada havaalanı bulunmuyor.
Dolayısıyla “hafta sonu uçağa atlayıp kaçalım” planı başlamadan bitiyor.
Ulaşım büyük ölçüde gemilerle sağlanıyor ve yolculuk günler sürebiliyor.
Markete gidip istediğinizi alabilir misiniz?
Ada yaşamında tedarik zinciri büyük şehirlerdeki kadar hızlı değil.
Gemilerin gelişleri önemli.
Hava koşulları ulaşımı etkileyebiliyor.
Topluluk küçük olduğu için insanlar birbirlerini yakından tanıyor ve çeşitli işler toplum içerisinde paylaşılıyor.
Patates yetiştiriciliği, balıkçılık ve yerel üretim günlük yaşam açısından önem taşıyor.
Tristan da Cunha’nın zorluğu aşırı sıcak veya aşırı soğuk değil.
Dünyanın geri kalanından olağanüstü derecede uzak olması.
Burada “kargom neden hâlâ gelmedi?” sorusuna gerçekten coğrafi bir cevap var.
7. Longyearbyen: Kutup Ayılarının İnsanlardan Fazla Ciddiye Alındığı Kasaba
Yer: Svalbard, Norveç
Kuzeye gidiyoruz.
Oldukça kuzeye.
Longyearbyen, Norveç’e bağlı Svalbard takımadalarının en büyük yerleşimi.
Buradaki günlük hayatın en ilginç özelliklerinden biri mevsimsel ışık değişimi.
Kışın uzun süre kutup gecesi yaşanıyor.
Güneş ufkun üzerine çıkmıyor.
Yazın ise tam tersi gerçekleşiyor:
Güneş uzun süre batmıyor.
Vücudun “Saat kaç?” diye gökyüzüne bakması burada pek işe yaramıyor.
Kutup ayıları gerçekten günlük hayatın parçası mı?
Svalbard kutup ayılarının yaşam alanlarından biri.
Longyearbyen’in yerleşim merkezi içerisinde kutup ayısı görmek olağan bir günlük olay değil, ancak yerleşim dışına çıkanların kutup ayısı riskine karşı ciddi önlemler alması gerekiyor.
Bu nedenle doğada seyahat sıradan bir hafta sonu yürüyüşünden daha fazla hazırlık gerektiriyor.
Buradaki insanlar yalnızca soğuğa değil, karanlığa ve izolasyona da uyum sağlıyor.
Aylarca güneşi görmemek kulağa şiirsel geliyor.
Yaklaşık üçüncü haftadan sonra şiirin tonu biraz değişebilir.
8. Sahra’da Göçebe Yaşam: Market, Musluk ve Sabit Ev Olmadan Bir Gün
Yer: Kuzey Afrika ve Sahra çevresi
Sahra tek bir yaşam biçimine sahip dev bir boşluk değil.
Çöl boyunca farklı topluluklar ve yerleşimler bulunuyor.
Bunların arasında tarih boyunca göçebe veya yarı göçebe yaşam süren Tuareg toplulukları özellikle dikkat çekiyor.
Çölde hayatın temel matematiği basit:
Su nerede?
Hayvanlar nerede otlayabilir?
Bir sonraki yerleşim ne kadar uzakta?
Geleneksel göçebe yaşamda hareketlilik bu sorulara göre şekillenebiliyor.
Develer ulaşım, yük taşıma ve geçim açısından tarih boyunca büyük önem taşıdı.
Kıyafetler bile çevreye uyumlu.
Uzun ve bol giysiler güneşten, sıcak havadan ve kumdan korunmaya yardımcı oluyor.
Modernleşme nedeniyle geleneksel göçebe yaşam önemli ölçüde değişmiş olsa da çöl koşulları hâlâ insanların gündelik kararlarını belirleyen temel faktörlerden.
Dünyanın En Zor Yerlerinde Çocuk Olmak Nasıl?

Bu konu genellikle yetişkinlerin gözünden anlatılıyor.
Ama bir de çocukları düşünün.
Yakutsk’ta çocuklar kışın kat kat giyinerek dışarı çıkıyor.
Svalbard’da çocuklar aylar süren karanlık dönemlere alışarak büyüyor.
Yüksek rakımlı And topluluklarında çocuklar deniz seviyesinde yaşayan bir insanın zorlanacağı atmosfer koşullarında günlük yaşamlarını sürdürüyor.
Çölde büyüyen bir çocuk için suyun değeri, suyun musluktan sınırsız akmasına alışmış bir çocuğunkinden çok farklı olabilir.
“Normal hayat” dediğimiz şey aslında tamamen nerede doğduğumuza bağlı.
Bir çocuğun olağan kabul ettiği şey, dünyanın diğer ucundaki yetişkin için ekstrem koşul olabilir.
Peki İnsanlar Neden Bu Yerleri Terk Etmiyor?

Dışarıdan bakınca en mantıklı soru bu gibi görünüyor:
“Neden daha kolay bir yere taşınmıyorlar?”
Çünkü insanın yaşadığı yer yalnızca hava durumundan ibaret değil.
Aile.
Kültür.
Dil.
Toprak.
İş.
Ekonomik imkânlar.
Topluluk.
Geçmiş.
Kimlik.
Bütün bunlar insanları bir yere bağlayabilir.
Ayrıca bizim “yaşanması imkânsız” gördüğümüz koşullar, orada doğmuş biri için hayatın olağan parçası olabilir.
Oymyakon’da büyümüş birine -20°C başka türlü hissettirir.
Sahra’da büyümüş biri çölde yön bulma konusunda şehirde yaşayan bir insandan çok daha yetenekli olabilir.
İnsan vücudu kadar insan kültürü de çevreye uyum sağlıyor.
Bu İnsanlar Bizden Daha mı Dayanıklı?

Burada küçük bir tuzak var.
Bu hikâyelere bakıp:
“Bu insanlar inanılmaz, ben orada iki gün yaşayamazdım.”
demek kolay.
Muhtemelen ilk günler gerçekten berbat geçerdi.
Fakat insanın en güçlü özelliklerinden biri uyum sağlama kapasitesi.
İnsanlar Kuzey Kutbu’na yakın bölgelerde yaşadı.
Çöllerde yaşadı.
Dağlarda yaşadı.
Ormanlarda yaşadı.
Küçük okyanus adalarında yaşadı.
Çevreye göre kıyafet, mimari, yiyecek saklama yöntemleri, ulaşım araçları ve sosyal sistemler geliştirdi.
İnsanlığın süper gücü pençeler veya kalın kürk olmadı.
“Burada nasıl hayatta kalırız?” diye düşünüp bir yöntem bulmak oldu.
Gezegen de belli ki bu teoriyi mümkün olduğunca çok test etmek istemiş.


